menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

10 0
01.02.2026

İşsizlik oranları düştüğünde iktisat teorisinin beklenen refleksi genellikle aynıdır: Büyüme-istihdam ilişkisi yeniden çalışmaya başlamıştır, ekonomi soğukkanlı bir toparlanma sürecine girmiştir ve işgücü piyasası nefes almaktadır.

Oysa Türkiye’de son açıklanan veriler bu iyimserliğin artık geçerli olmadığını açık biçimde gösteriyor. Dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 7,7’ye gerilemesi yüzeyde olumlu bir tablo sunsa da bu tablonun arkasında giderek derinleşen bir istihdam krizi ve yapısal çözülme bulunuyor. Zira işsizliğin düşmesi, istihdamın arttığı anlamına gelmemekle beraber, bu ikili etki işgücü piyasasından kopuşun hızlandığı bir sürecin istatistiksel yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

İstihdam Yaratmayan Büyüme

İstihdamın mutlak anlamda gerilediği, işgücüne katılım oranının düştüğü ve yüz binlerce insanın iş aramaktan vazgeçtiği bir ekonomide, işsizliğin düşmesi bir başarı göstergesi değil, sistemin alarm verdiğinin işareti olarak kabul edilmelidir.

Nitekim geniş tanımlı işsizlik verileri bu gerçeği çıplak biçimde ortaya koyuyor. Atıl işgücü sayısının milyonlarla ifade edildiği bir yapı, ekonominin yalnızca iş yaratma kapasitesini değil, umut üretme yeteneğini de kaybettiğinin bir göstergesi. Bu noktada mesele, geçici bir konjonktürel dalgalanma değil, istihdamın niteliği, işgücünün ekonomiye eklemlenme biçimi ve büyüme modelinin sınırlarıyla ilgili bir yapısal soruna işaret ediyor.

Türkiye ekonomisi uzun süredir “istihdam yaratmayan büyüme” olgusunun daha sert bir versiyonunu yaşıyor. Büyüme oranları pozitif seyretse de bu büyüme ne kalıcı istihdam yaratabiliyor ne de bu istihdamın katma değer yaratma potansiyelini artırıyor. Özellikle sanayi ve emek yoğun sektörlerde yaşanan istihdam kayıpları, büyümenin giderek daha fazla sermaye yoğun, düşük istihdam çarpanlı alanlara sıkıştığının bir göstergesi.

Tekstil ve imalat gibi sektörlerdeki daralma, yalnızca sektör bazlı bir sorun değil, Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki konumunun zayıflaması ve verimlilik artışı yaratamayan bir üretim yapısının sonucu olarak kabul edilmelidir. Kuşkusuz, emek yoğun ve yüksek istihdam alanı olan pek çok iş kolunda da kayıtdışılığı körükleyen bir süreçte olduğumuzu buraya not etmek gerekir.

Sessizliğin Sesi

İşgücü piyasasındaki bu yapısal zayıflık, yalnızca işsiz kalanları değil, çalışanları da doğrudan etkiliyor. Son yıllarda dünyada giderek daha fazla tartışılan sessiz çatlama (quiet cracking) ve sessiz istifa (quiet quitting) kavramları, bu noktada yalnızca bireysel bir........

© Daktilo1984