Jeopolitikten Jeokültüre: Diziler, Futbol Kulüpleri ve Üniversiteler Yeni Nüfuz Alanları mı?
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Jeopolitikten Jeokültüre: Diziler, Futbol Kulüpleri ve Üniversiteler Yeni Nüfuz Alanları mı?
Rabat’taki evimizin yakınında bir kasap var. Akşamları dükkânını kapattıktan sonra telefona yapışıp Türk dizileri izliyor. Bunu iki yıldır yaptığını söyledi. Geçen hafta Fransızca şekilde “nasılsın?” diye sorduğumda bana “iyiyim” yerine Türkçe “merhaba” dedi ve güldü. Kelimeyi nereden öğrendiğini sorduğumda ise diziden öğrendiğini söyledi.
Komşusu da aynı alışkanlığa girmiş. Oturduğumuz sitede selamlaştığım insanlardan bazılarının Türkçe kelimeleri bildiğini, dizi karakterlerinin isimlerini ezbere sayabildiğini öğrendim. Ayrıca mahallede kurulan pazarda bir gün dolaşırken bir yerden Kurtlar Vadisi dizisindeki bazı karakterlerin seslerinin geldiğini duydum ve oradakilere sordum. Bana o diziyi izlediklerini ifade edip birkaç Türkçe kelime de söylediler.
Bunun ne anlama geldiğini tam olarak tarif etmek güç, ama bir şey kesin: Bu insanlar Türkiye’ye dair bir fikir edindi, bir his oluşturdu, bir yakınlık kurdu. Ve bunu hiçbir büyükelçilik programı, hiçbir kültür merkezi sağlamadı. Bir senaryo ekibi ve bir dizi uygulaması yaptı bunu.
Öte yandan, Suudi Arabistan 2026 Küresel Soft Power Endeksi’nde 17. sıraya yükseldi. Yani bir önceki yıla kıyasla 3 basamak daha tırmandı. Savaş gemisi göndererek, ambargo uygulayarak ya da uluslararası mahkemelerde dava açarak elde etmedi bunu elbette. Bir futbol ligine milyarlarca dolar döktü, stadyumlar inşa etti ve bir çöl devletini ekranlarda yaşanılası bir yere dönüştürmeye çalıştı.
Bu çok basit görünüyor ama ardında son derece kasıtlı bir mimari var. Ve bu mimari yalnızca Suudi Arabistan’a özgü değil. Bugün pek çok devlet, nüfuzunu bu yeni araçlarla inşa ediyor. Nüfuz artık eski araçlarla ölçülmüyor.
Bir ülkenin başka bir ülkeyi etkileme kapasitesini anlamak istiyorsanız artık sadece asker sayısına ya da büyükelçi atamalarına bakmanız yeterli değil. Bugün o kapasiteyi ölçmek için şu soruları da sormak gerekiyor: Hangi ülkenin dizisi en çok izleniyor? Hangi ülkenin üniversitesi en çok uluslararası öğrenci çekiyor? Hangi ülke başka ülkelerdeki futbol kulüplerini satın alıyor?
Bu soruların cevapları, geleneksel güç analizinin haritasına pek girmiyor. Hâlbuki tam da bu alanda bir rekabet sürüyor ve bu rekabet uzun vadeli siyasi sonuçlar üretiyor.
Çin de bunu en erken fark edenlerden. 2026 yılı itibarıyla on binlerce Afrikalı öğrenci her yıl Çin üniversitelerinde eğitim görüyor. Bunların önemli bir kısmı Çin hükümeti bursuyla gidiyor. Akademik bir iyilikseverlik bu, elbette. Ama aynı zamanda on yıl sonra kendi ülkesinin bakanlık koridorlarında dolaşacak, politika yapacak, ihale kararlarına imza atacak insanların Çin’de yetiştirilmesi anlamına geliyor.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2026’nın ilk dış ziyaretini yine Afrika’ya yaptı ve bu ziyaret kapsamında “Çin-Afrika Halklar Arası Değişim Yılı” resmen başlatıldı. Burs programları, mesleki eğitim merkezleri, ortak araştırma projeleri; bunların tamamı sistematik bir çerçeveye oturtulmuş durumda. Genç bir Kamerunlu ya da Senegalli, dört yılını Pekin’de geçirdiğinde dönüşte sadece bir diploma taşımakla kalmıyor; bir dil öğrenmiş, ilişkiler kurmuş ve bir bakış açısı edinmiş oluyor. Burs diplomasisi tam da bu geri dönüşü hesaplıyor.
Bu bir eğitim politikası mı,........
