Soru Sormayı Da Artık Yapay Zekâdan mı Öğreneceğiz?
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Soru Sormayı Da Artık Yapay Zekâdan mı Öğreneceğiz?
Gece yarısı telefonda bir şeyler ararken kendinizi hiç DonanımHaber’in eski bir forum başlığında, Ekşi Sözlük’ün kaotik entry’lerinde ya da Reddit’in en kuytu köşelerinde buldunuz mu?Bir kulaklık alırken, bozulan kombiyi tamir etmeye çalışırken ya da hayata dair bir çıkmaza girdiğimizde aradığımız şey çoğunlukla kuru bir bilgi olmuyor. Biz insan deneyimi ve dayanışması arıyoruz. “Benimle aynı sorunu yaşayıp aynı yerde öfkelenen bir enayi daha var mı? Varsa bu işi kendi yöntemiyle nasıl çözmüş?” sorusunun peşinde oluyoruz. İnsan elinden çıkmış o çaresizlikten doğan çözümler ya da ben yaşadım siz yaşamayın motivasyonu bize güven veriyor.Neyi alıp almayacağımıza, kime inanıp inanmayacağımıza birbirinin kopyası yorumlara ya da düz açıklamalara bakarak değil, çoğu zaman o insani pürüzlerden karar veriyoruz. Mesela yorumlarda defalarca “stok yaptım” yazıyorsa bunun satın alınmış bir yorum olduğunu anlayıp hızlıca uzaklaşabiliyoruz. Bazen de tek bir öfkeli yorum, yüz tane parlak açıklamadan daha gerçek geliyor.
Google’ın arama motorunun çehresini tamamen değiştiren son yapay zekâ güncellemesi, işte tam olarak bu insani yön ve cevap bulma halimizi elimizden çekip alıyor. Üstelik bunu, hayatımızı müthiş kolaylaştıracak bir gelişme gibi paketleyip bize hediye ederek yapıyor.
Daha Yeni Şüphelenmeyi Öğrenmiştik
Ben de artık neredeyse her şeyi yapay zekaya soruyorum. Uzun uzun aratmak yerine uygulamayı açıyor prompt’u giriyorum. Gelen cevap bazen tatmin ediyor, bazen reklam gibi hissettiriyor, bazen aklıma yatmıyor. Bazen de beni anlayana kadar kendisiyle didişmem gerekiyor. Ancak aradığımı bulamadığımı düşündüğümde veya cevap içime sinmediğinde şu an hâlâ duruyorum ve başka bir yerden bakıyorum. Zihin filtrem şu an çalışıyor gibi görünüyor.
Ama beş yıl sonra da acaba böyle çalışacak mı?
Google’ın son açıklamaları ve sosyal medyada peş peşe önüme düşen yapay zekâ gelişmeleri bu kaygımı tetikliyor. Çünkü beyin adapte oluyor; çoğu zaman da bunu biz fark etmeden, en kolay yolu seçerek yapıyor.
Üstelik biz bu döneme zaten çok hazırlıklı yakalanmadık. Son on yıldır “post-truth” denen şeyle yaşamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Oxford Dictionaries’in 2016’da yılın kelimesi seçtiği “post-truth”, nesnel gerçeklerin kamuoyunu şekillendirmede duygu ve kişisel inançlar kadar etkili olamadığı bir dönemi tarif ediyordu. O günden beri de aslında hepimiz yeni bir zihinsel kas geliştirmeye çalışıyoruz: gördüğümüz bilgiyi hemen yutmamak, kaynağına bakmak, başka yerden doğrulamak, “bu bana neden böyle gösteriliyor?” diye sormak.
Teyit gibi doğrulama platformlarının kurulması, medya okuryazarlığı programlarının yaygınlaşması, okullarda ve sivil alanda eleştirel düşünme eğitimlerinin çoğalması biraz da bu yüzden. Teyit de kendisini şüpheli bilgileri inceleyen, dijital okuryazarlık ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeye çalışan bir doğrulama organizasyonu olarak tanımlıyor.
Yani zihin filtresi dediğimiz şey doğuştan gelen bir refleks değil; sonradan kurulan, çalıştırılan, emek isteyen bir mekanizma. Biz bu mekanizmayı daha yeni yeni oturtuyorduk. Tam da internette gördüğümüz her şeye inanmamayı, bir haberin görselini tersine aramayı, bir iddiayı başka kaynaklarla karşılaştırmayı öğrenirken, şimdi karşımıza........
