Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak
Mart 2026. Üçüncü cemre toprağa düştü. Ağaçlar çiçek açmaya başladı. Yaren leylek, Adem amcaya kavuştu.
Eskiden bunlar kışın bittiğini, zor günlerin geçip baharın geldiğini anlatırdı. Güneş açıp ağaçların üzeri çiçeklerle doldukça dünya insanın gözüne biraz daha “çekilebilir”, dertler aşılabilir görünürdü.
Bu yıl ise tüm bunlar ruh halimizin o ince “güvercin tedirginliğini” geçirmeye yetmiyor.
Son haftalarda sosyal medyada dolaşan kısa videolara denk gelmiş olabilirsiniz. Arkada devasa bir yangın görüntüsü, bir savaş sahnesi ya da yıkılmış bir şehir. Ön planda ise biri pilates yapıyor, biri bebeğini uyutuyor, biri seramik yapıyor.
Altında tek bir cümle: “Dünya yanarken ben.”
Bu videolar çağımızın ruh halini şaşırtıcı bir doğrulukla yakalıyor. Çünkü artık yalnızca bireysel problemlerden ve stres kaynaklarından söz etmiyoruz. İçinde yaşadığımız çağda sinir sistemlerimiz de giderek kolektifleşiyor.
Kronik Stres Çağında Yaşamak
İnsan zihni akut krizlere adapte olabilir. Ama kriz kalıcı hale geldiğinde sinir sistemi sürekli yüksek uyarılmışlık halinde kalır. Psikoloji literatüründe buna kronik stres ortamı deniyor.
Pandemiler, ekonomik krizler, savaşlar, iklim felaketleri ve siyasi belirsizlikler artık istisnai olaylar değil; modern hayatın sürekli arka plan gürültüsü haline gelmiş durumda.
Modern devlet uzun süre kendisini istikrar üreten bir yapı olarak sundu. Oysa bugün giderek daha açık görülen şey şu: sistem artık krizleri çözmekten çok, krizlerle yaşamayı normalleştiren bir düzen kuruyor. Bu yalnızca politik ya da ekonomik bir mesele değil. Sinir sistemlerimizin çalışma biçimini de değiştiriyor.
Belki de bu yüzden sosyal medyada gördüğümüz o videolar yalnızca bireysel baş etme yöntemlerini göstermiyor. Onlar, devasa bir yangının ortasında akıl sağlığını korumaya çalışan kolektif bir refleksin dışavurumu:
Spor yapmak.Bir seramik kursunda çamura şekil vermek,Örgü ya da dikişin o tekrarlı ritmine sığınmak.
Büyük dünyanın kaosu karşısında kendine küçük bir mikro-evren kurmak.
Mikro-Evrenlerden Kolektif Sinir Sistemlerine
Sosyal medyadaki o videolarda örülen her ilmek, şekil verilen her çamur parçası, büyük dünyanın kaosu karşısında kurduğumuz o küçük mikro-evrenlerin bir parçası.
Ancak asıl ilgi çekici olan bu videoların altındaki yorumlar: binlerce insan videoların altına aynı cümleyi bırakıyor:
“Bu tam olarak benim.”“Böyle hisseden tek ben değilmişim.”
Uzun süre psikoloji bize sinir sisteminin bireysel olduğunu söyledi. Herkes kendi stresini yönetir, kendi travmasını işler, kendi iyilik halini kurar. Oysa son yıllarda sosyal nörobilim ve toplumsal psikoloji alanında giderek daha güçlü biçimde ortaya konan bir gerçek var: insan sinir sistemi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda........
