Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri
28 Şubat 2026’nın ilk saatlerinde, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail, Washington’un Destansı Öfke, Tel Aviv’in ise Kükreyen Aslan adını verdiği ortak operasyonla İran’a geniş çaplı bir saldırı başlattı.
Saldırılarda, dini lider Ali Hamaney dahil, rejimin üst düzey isimlerinden bazıları öldürüldü. İran buna füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. Hedefinde hem İsrail hem de bölgedeki Amerikan üsleri vardı. Böylece savaş fiilen bu üslerin bulunduğu ülkelere de sıçradı; başta Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’e.
Savaş ilk haftasını doldurdu. Ve şimdilik durulacak gibi görünmüyor. Tersine, Amerika’nın olası bir kara harekatı savaşı daha da uzatabilir.
Kısaca, son bir haftada olan bu. Şimdi düşündürdükleri…
Gerek İsrail’in gerekse Amerika’nın ilk beklentisi rejimin hızla çökeceği yönündeydi. En azından kamuoyuna yansıttıkları kadarıyla. Muhtemelen Başkan Trump’ı da savaşa müdahil olmaya ikna eden beklenti buydu: Venezuela’daki gibi olacağı beklentisi. Ancak bir haftanın ardından görünen, İran’da rejimin çökecek gibi durmadığı.
Elbette rejim tepeden ağır bir darbe aldı. En zirvedeki isim Ali Hamaney öldürüldü. Bu rejimin dağılabileceğine dair beklentileri besleyip, muhalefeti fırsattan istifade sokaklara dökülebilir ve rejimi zor bir duruma düşürebilirdi. Ancak bu olmadı.
Lenin’e atfedilen meşhur bir söz vardır: Bir hükümet ne kadar zayıf olursa olsun, onu devirecek bir güç yoksa ayakta kalmaya devam edebilir. İran’daki durum biraz buna benziyor. Rejimi aşağı çekebilecek örgütlü bir iç muhalefetin olmadığı. Ve şimdiye kadar sokaklara dökülmenin spontane geliştiği, örgütlü olmadığı.
Rejimin kolay çözülmeyeceği aslında öncesinde tahmin edilebilirdi. Rejimin devlet aygıtı üzerinde kurduğu ve sürdürdüğü sıkı kontrol mekanizmasına ve halkın önemli bir kısmı ile geliştirdiği duygusal, kurumsal ve maddi bağlantılara bakarak.
Rejim dağılmak şöyle dursun, –sanki olağanüstü bir hal yokmuş gibi– kendi iç mekanizmalarını harekete geçirdi ve dini lider seçim sürecini başlattı. Öyle ki muhtemel adayların kimler olduğunu, süreçte hangi avantaj ve dezavantajlara sahip olduğunu dahi takip edebiliyoruz. Nitekim Amerika’nın İran’a karadan bir askeri müdahele ihtimalinden bahsetmesi bir şaşkınlık ifadesi sanki, rejimin çökeceğine dair ilk beklentisinin boşa çıkmasının yarattığı boşluğu doldurma çabası.
Belki de ironik olan şu. İsrail ve Amerika, Ali Hamaney’i öldürerek aslında kendi işlerini daha da zora soktular. Çünkü ortadan kaldırdıkları kişi, zaman zaman oldukça acımasız olabilmesine karşın, İran rejiminin tepesinde bir ihtiyat unsuruydu. Humeyni sonrası dönemde İran’ı dış politikada daha pragmatik ve realist bir çizgiye çeken Hamaney’di. Daha öncesinde İsrail’in ve Amerika’nın bütün provokasyonlarına karşı İran’ın tepkisini yumuşatan da.
Hamaney bir frendi. İsrail ve Amerika Hamaney’i öldürerek o freni ortadan kaldırdılar. Üstelik savaşın tam ortasında.
Buradaki asıl mesele, Hamaney’in yerine kimin geçeceği değil. Asıl mesele, onun yerine kim geçerse geçsin, yeni dini liderin kendini içinde bulacağı durumda........
