Savrulurken oradan oraya...
Akıl, bilimin kapısından kovulmuş, yerini hurafeye bırakmış. Eğitimin, bilginin önüne dini referansları koymuş. Okul cinayetlerine karşı çare diye dua etmeyi önermiş. TÜBİTAK gibi bir kurumun, “yağmur duası”, “kurşun dökme”ye kaynak ayırdığı bir ülke. Üstelik burada desteklenmeyen projeler yurtdışında ödül kazanırken...
Müjdat Gezen gibi bir sanatçının yer aldığı oyunda, organizasyon denen şey çökmüş, seyirci sahneye fırlamış, tiyatro dediğimiz o yüce alan bir panayır görüntüsüne dönüşmüş. Hoyratlık, liyakatsizlik diz boyu.
Bir memleket düşünün.
Kuruyan dere yataklarında, boşalan barajlarda kadın cesetleri ortaya çıkıyor.
Bir yanda “Kadını koruyoruz” nutukları, öte yanda toprağın altından çıkan suskun çığlıklar…
İşçiler... Aç. Çıplak. Hak arıyorlar. Ve karşılarında cop, gaz, gözaltı... Ekonomi sermayeden yana. Emniyet ve güvenlik güçleri sermayeden yana. Vicdan hiç yok, varsa da sermayeden yana.
Bu tablo tesadüf değil. Bu bir düzen. Akıl dışlandığında, bilim aşağılandığında, sanat değersizleştirildiğinde, emek düşmanlaştırıldığında, sonuç yalnızca çürüme değildir, çöküştür. Hiçbir çöküş kendiliğinden bitmez. Hiçbir çürüme, kendiliğinden durmaz. Ancak dirençle, mücadeleyle kesilir.
Önce adını koyacağız: Başta hukuksuzluk olmak üzere, yaşadığımız, “aklın sistemli tasfiyesi”........
