Nâzım Hikmet müzesine doğru...
Dev boyutlarda, özenli, dikkatli, nitelikli bir sergi olacağını biliyordum. Ama doğrusu böylesi büyüleyici bir olayla, böylesi yaratıcı bir sergi dramaturjisiyle karşılaşacağımı hayal bile edemezdim.
Dün Uluslararası İzmir Fuarı’yla birlikte, Kültürpark Atlas Pavyonu’nda herkese açılan “Nâzım Hikmet/Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi” adlı sergiden söz ediyorum.
Nâzım Hikmet’le ilgili bugüne dek açılmış en geniş kapsamlı sergi. Ama onu yalnızca kapsamıyla, belge ve eserlerin çokluğuyla anlatmak eksik kalır. Serginin kronolojik, biyografik bir rotası yok. Aksine her an şaşırtan, ileri geri gidip gelerek, öğrenerek, farklı sanat dalları arasında dolaşarak, farklı dünyaları kucaklayarak duygu labirentlerine daldığınız bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Serginin küratörü Melih Güneş, açılıştan önce serginin adıyla ilgili şöyle diyordu:
“Genel kabul gören tanımıyla Romantizm akımı, Aydınlanmanın katı akılcılığına, aristokratik sosyal ve siyasi düzene ve klasisizmin ölçülü dünyasına karşı doğmuş bir düşünce hareketi. Duyguyu, hayal gücünü, bireyin vicdanını ve özgürlüğünü merkeze alıyor. Bütün halkların kardeş olacağı günün geleceğine sarsılmaz bir inançla bağlı Nâzım Hikmet bu tanımı hapislerde, sürgünlerde, hasretlikle geçen ömrüyle mayalayarak yeniden yarattı. Onun romantikası, dünyanın daha adil, daha güzel olabileceğine inancın, hapishanede de sürgünde de ölüm tehdidi altında da eksilmeyen yaşama sevincinin romantikasıdır.”
O dev mekân adeta ortadan ikiye yarılmış. Bir yanda Türkiye yılları, (güneşin sofrasında, dostların arasında, Kurtuluş Savaşı’nda, insan manzaralarında ve de yıllar boyu hapiste dışarıyla yaşayarak)........
