Kayıp Edebiyat
3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder. “Azizim Yaşar Nabi Bey” diyerek başladığı mektubuna şöyle devam eder:
“Size bu mektubumla birlikte Orhan Veli’nin defterini de gönderiyorum, çok geç oldu ama kabahat yalnız bende değil. Ben bu defteri kitapların arasında bir yere koymuştum, görmek istemiyordum. Biliyorsunuz, Orhan Veli’nin şiirlerini severim ama kendisini sevmezdim, nefretimi ölümü dahi büsbütün gideremedi. Neyse o ayrı iş. (…) Bugün başka bir kitabı ararken defteri buldum, önce sevindim, sonra kızdım. (…) Defter bu haliyle bana Orhan Veli’nin verdiği gibidir, (…) Siz bir okuyun, bilmediğiniz, yani kitaba almadığınız parçalar varsa onları yazıverin. Zaten olsa bile pek azdır. Sonra defteri geri gönderirseniz iyi edersiniz.”
Hemen şunu sorup devam edelim: “Ataç’ın bahsettiği Orhan Veli’nin bu defteri bugün nerede? İçinde hangi öykü/yazılar vardı?”
Tabii “Kayıp öykü, kayıp defter” deyince son günlerde edebiyat dünyasını meşgul eden bir tartışma söz konusu. Tanpınar’ın kayıp olduğu düşünülen “Bu Her Akşam Böyledir” adlı öyküsü meğerse kayıp değilmiş, biliniyormuş, 2000 senesinde Kitap-lık dergisinde yayımlanmış. Bu konu edebiyat dünyasında ve sosyal medyada epey yazıldı, çizildi. Ben bu noktada “Gerçekten de ortaya çıksaydı?” sorusunu soracağım ama önce örnekler sunmak isterim.
Örneğin Üç Nal Lokantası’nın kayıp defteri var. 1940’lar Ankara’sında edebiyatçıların müdavimi olduğu bu meyhaneye gelenler o deftere şiirler, yazılar yazarmış, misal........
