81. pazar... Kreten olmamak... - Buğra Gökce
“... Bıçak yaraları iyileşti,/ Sadece kötülüğün açtığı yara iyileşmeyen./ O iyileşmiyor, gece, her gece yeniden açılıyor!” diyor Ingeborg Bachmann, Gloria Caddesi isimli eserinde. Kötülüğün, hem de organize kötülüğün sistematik olarak açtığı yaraları 18.5 ayı aşkın zamandır iyileştirmeye çabalıyor ama geceleri, özellikle geceleri, yaralarımızın yeniden açılmasının önüne geçemiyoruz.
Yine öyle bir gecenin sabahında yalnızlığımı buldum yanımda. Bu beton kafesin adaletsiz duvarlarına inatla mahkûm olmamaya gayret ediyorum. Cezaevi yaşamı, insanın tüm gelişiminin durması, hatta geriye gidip beden ve ruh sağlığının zarar görme olasılığının en yüksek olduğu yer. “Kretenizm” diye bir hastalık ve “kreten” diye tanımlanan bir hastalık hali yalnızca tıp alanında değil, edebiyatta da sanırım bu yüzden var.
“Fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimin duraklaması durumu” diye tarif edilen bu hastalıktan mülhem edebiyat alanı da her anlamda tükenme ve yaşama tutunma halinden uzaklaşma biçiminde sorunlu tiplere ya da başarıyı bulup “oldum” diyenlerin şımarıklığındaki kişiler için “kreten” tanımını kullanıyor.
Bu adaletsiz duvarlara kendimce başarıyı bulmuş ama dahasını arayan bir halde girmiştim. İçime kapanıp yaşamaya küsen bir halde adaletsiz duvarların küfüne, sürgülerinin prangasına teslim olsaydım kreten olabilirdim belki. Ancak tersi için aylardır çabalıyorum. Okumak, üretmek, düşünmek ve özellikle yazmak, ille de yazmak... Yazı bana yaşamı hatırlatan biricik şey, yaşamla aramdaki son bağlantı sanki.
Bu 81. pazarın yaralarımı bir kedi misali yalayarak iyileştirdiğim, yaralarımın daha çok açıldığı gecelerin sabahında onların üzerine giderek sağaltma çabamla ve kendimi daha ileri taşıyacak bir çırpınışla yeni bir şey yazmaya karar verdim. Bu nedenle bir kahvaltı yazısı olmadı bu kez. Aksi halde, “Sen orada kalmaya devam edersin, kendi mahkûmiyetinin biçare tanığı” diyen Malcolm Lowry’nin ifade ettiği çaresiz tanıklığı gerçek bir mahkûmiyette yaşamış........
