menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

29 0
27.04.2026

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi... Kaybolan yalnız bu sesler değil; o seslerin taşıdığı yakınlık, güven ve mahalle duygusu.

Bir mahalleyi yıllar sonra insana en çok ne hatırlatır? Eski bir ev mi, köşe başındaki bakkal mı, badanası dökülmüş bir duvar mı? Ben artık biliyorum ki çocukluk çoğu zaman gözle değil, kulakla döner insana. Bir sesle gelir. Bazen de bir kokuyla. Pencerelerden içeri usulca giren sabah güneşiyle, fırından alınmış sıcak ekmeğin kokusuyla, daha eve varmadan dayanamayıp ucundan kopardığımız o ilk lokmayla gelir.

Çocukluk biraz da budur aslında. Eline sıcak ekmeği alıp eve dönmek. Yolda onun kokusuna yenilmek. Sabahın evin içine dolduğunu hissetmek. O ışık, o koku, o telaş insanın içinde bir yere yerleşir ve kolay kolay çıkmaz.

Ben şanslıydım. Deniz kokusuyla uyanıyordum. Sabahın ilk saatlerinde pencereye gelen o tuzlu serinlik, daha gün başlamadan içime iyi bir şey bırakırdı. Uzakta martılar olurdu, bazen bir balıkçı kayığının motor sesi, bazen de sokağın kendi telaşı. Sonra annemin sesi dolaşırdı evin içinde. Gün, işte o zaman gerçekten açılırdı. Şimdi dönüp bakınca anlıyorum; insan çocukluğunu en çok da sabahın eve nasıl girdiğini unutmadan taşır.

Mahalle dediğimiz şey, yalnız evlerin yan yana gelişi değildi. Hayatın birbirine karıştığı bir yerdi. Açılan pencereler, avlu süpüren kadınlar, işe yetişen adamlar, birbirine selam veren büyükler... O selamın içinde bir sıcaklık vardı. Kuru bir alışkanlık değildi. Yüzüne bakan, seni fark........

© Cumhuriyet