Necati Tosuner’in ardından...
Benim için Ankara Öykü Günleri’nin Erendiz Atasü’nün romanın adı gibi “gençliğin o yakıcı mevsimi”nde kapladığı alan kocamandır. Bir Ankara Öykü Günleri’nde tanıdım Necati Tosuner’i. Okuruydum, tanıdıkça ve ince zekâsının tadına vardıkça hayranlığım arttı. Kalın çerçeveli gözlüklerinin ardında Bernard Shaw gibi “güldüren düşünceleri” özüt kılan, günlük yaşamın sıradanlığını öne çeken esprilerinin bağımlısı oldum. Necati Tosuner’in konuşması yazdıklarına benzerdi. Yazdıkları da yaşamına... Bir öyküsünde en çok bir kentte yağmurları sevdiğini yazmıştı. Ankara’da mayıs yağmuru var gücüyle yağarken gerçeğini yazdığını anlamıştım. Bu gerçeklik bende onun hayata karşı büyük direnişinin kapısını aralamamı, biraz da anlamamı sağladı.
Nitekim “Kambur”da, “Evet, sevinelim kamburum. Yüreğimizi hiçbir şeye kiralamadık. Paraya, pula ve ezip de başkalarını keyiflenmeye, kiralamadık yüreğimizi. Varsın birbiriyle yarışsın insanlar, kiralamakta ve kiralanmakta...” diye yazmıştı. Tosuner için zaten; “Beni ben yapan sırtımdaki kamburdur” deyişiydi. Ancak o, yazmayı kendinden ve çevresinden intikam almak için kullananlardan değildi. Yazarlık ve........
