Gökten düşen üç elma...
Son yıllarda çok sayıda soruşturma ve tutuklamanın merkezinde yer alan Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 216, ceza adalet sisteminde en çok tartışılan normlardan biri haline geldi. Haberini yapan gazeteciden, düşüncesini açıklayan akademisyene, yazardan karikatüriste; sosyal medyada fikir beyan eden yurttaştan sanatçılara kadar toplumun geniş kesimleri bu maddenin adli kıskacına girdi.
Kamu barışını koruma amacıyla düzenlenen TCK m. 216; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme, aşağılama ve dini değerleri hedef alma fiillerini yaptırıma bağlıyor. Ancak kanunda aranan “somut ve yakın tehlike” kriterinin yargı pratiğinde göz ardı edilmesi, bu normu, muhalif sesleri bastıran ve ifade özgürlüğünü daraltan bir cezalandırma aracına dönüştürüyor.
Benzer yasalar başka ülkelerde de var. Ancak Türk hukuk mevzuatının ağırlıkla alındığı kıta Avrupa’sında ya da İngiltere ve ABD hukuk normlarını bedenleştiren Anglo-Sakson hukukunda kapsam, nitelik ve uygulama bakımından dikkat çekici bir ayrım göze çarpıyor: TCK, temel hukuki nitelik bakımından “ayrımcılıkla mücadeleyi ve azınlıkların, farklı grupların onurunu korumayı” hedefleyen Almanya, Fransa ve İsviçre’den ayrılarak yasanın amacını doğrudan “kamu barışını sağlama” olarak genelleştiriyor.
Yasanın korumaya aldığı kategorilerde de farklar belirgin: Şiddete doğrudan ve anlık çağrı oluşturmadıkça nefret söyleminin dahi suç sayılmadığı ABD’de, ifade özgürlüğünde anayasa herkes için neredeyse mutlak bir koruma sağlarken Türkiye’de“sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, bölge, cinsiyet” gibi kısıtlı, belirli bir alanda hüküm kuruluyor. İngiltere’de ise yasanın içeriğindeki ırk ve din öğelerine Türkiye’de karşılığı olmayan “cinsel yönelim” eklenirken mevzuatta “engellilik” gibi hassas bir başlık da yer buluyor.
TCK madde 216’nın üç ayrı fıkrasında üç ayrı vurgu yapılıyor: Halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik, halkın bir kesimini belirli farklılıklara dayanarak alenen aşağılama, bir kesimin........
