Bağımsızlığın ipoteği: NATO’nun kanlı mirası ve Türkiye’nin egemenlik sınavı
Atatürk’ün dış politikadaki altın anahtarı çok nettir: Yurtta barış, dünyada barış. Bu ilke, edilgen teslim oluşu değil, egemenliğimizi hiçbir emperyalist odağa teslim etmeden komşularla dengeli ve barışçıl ilişkiler yürüten onurlu bir devlet duruşunu simgeler. Ancak 1952’de üye olduğumuz NATO, 70 yıldır bu kuralı çiğniyor, egemenliğimizi ipotek altına almaya, bizi küresel hegemonların cephe ülkesi durumuna getirmeye çabalıyor.
SOĞUK SAVAŞ’IN HAYALETİ: İŞLEVSİZLEŞEN SAVAŞ MAKİNESİ
NATO, 2. Savaş sonrası SSCB “tehdidine” karşı savunma işbirliği (paktı) olarak kuruldu. Ancak bu tez artık çürüdü.
Varşova Paktı 1 Temmuz 1991’de feshedildi, SSCB 26 Aralık 1991’de dağıldı. Varlık nedeni ortadan kalkan örgütün dağılması gerekirdi. Ama NATO, küresel sermaye ve Washington elitlerinin silah sanayisini fonlamak için ayakta tutuldu. Bugün NATO, 32 üyeyi ABD askeriendüstriyel kompleksi için dev silah pazarı olarak gören ticari- askeri hegemonya aracıdır. E. Macron, The Economist’e demecinde NATO’nun beyin ölümünü vurguladı. (7.11.2019)
İÇTEN İŞGAL: KONTRGERİLLA, SUİKASTLAR VE DARBELER ZİNCİRİ
NATO üyeliğimiz salt dış politikada eksen sapması yaratmadı; iç siyaseti, toplumsal barışı da zehirledi. Ülkemizde “Süper NATO” ya da halk arasındaki adıyla Kontrgerilla denen karanlık yapı, onlarca yıl kanlı kışkırtmalar yaptı. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde parmak izi artık sır değil. Türkiye’nin aydınlık geleceğini karartan; Mumcu’dan Üçok’a, Aksoy’dan Kışlalı’ya uzanan faili meçhul=işleyeni belli aydın cinayetlerinin ve toplu kırımların (Maraş, Çorum, Sivas, Başbağlar...) ardında Gladyo bağlantıları, bu toprakların egemenliğine vurulmuş kanlı........
