menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rolex Saat Kola Takılmaz, Kasada Saklanır!

43 0
26.03.2026

2025 yılı için Morgan Stanley, İsviçre saat raporunu yayınladı ve ünlü “Rolex” markası, açık ara ilk sırayı aldı. “Rolex”, tam 1 milyon 150 bin alıcı buldu ve 1 milyar İsviçre frangı ciro yaptı. Saat piyasasında “Cartier” ve “Audemars Piguet”, “Rolex”in çok gerisinde kaldı.

Bir zamanlar saat, zamanı öğrenmenin tek yoluydu.Artık kimse “Saat kaç?” diye sormuyor.Ama kapitalist dünyada saat hala bir ölçü; bir güç göstergesi.Ve kolunuzda bir Rolex varsa, sadece zamanı değil, prestiji, başarıyı ve statüyü de taşıyorsunuz.Rolex, kapitalist düzenin saygısı. Rolex saat takıyorsanız insanlar size farklı bakıyor. Saat Rolex ise sahibinin gücünü gösteriyor.

Peki bu durumda “Rolex” neyi ifade ediyor?

‘’Rolex” saati, mükemmelliğe meydan okumanın bir ikonu ve dakik işleyen saatin ta kendisidir. Tam ifadesi budur.Birazdan bu prestijli saatin tarihini anlatacağım ancak öncelikle “Rolex”in kola takılması yerine kasada saklanmasını benimseyenlerden olduğumu söylemeliyim. Neden böyle düşündüğümü yazacağım.Bugün zengin iş insanları, siyasetçiler, devlet adamları, mafya örgütü kodamanları, havacılık mensupları, sporcular ve özellikle futbolcular; saha dışındaki özel hayatlarında gösteriş ve refah seviyelerini, öncelikle “Rolex” kol saati takarak tatmin etmektedir.

Günümüz gençleri için ise Rolex bir saat değil;bir başarı sembolü, bir statü göstergesi, hatta bir kimlik kartı.Bir gencin kolundaki Rolex şunu söyler:“Ben başardım.”“Ben buradayım.”“Ben sıradan değilim.”Ama işin ironik tarafı şu: O genç, saate bakmak için yine telefonunu çıkarır.Telefonlar maalesef fonksiyonel saati öldürdü.Ama Rolex gibi markalar hiçbir zaman sadece saat satmadı.Onlar şunları satıyor:Prestij, güç, gelenek, başarı…

Uluslararası hırsızlıkta en prestijli çalınan mal “Rolex” saatidir. Çalabilen, bu mesleğin kralı ilan edilir.Bugüne kadar koluna “Rolex” takıp ta çaldırmayan ünlü futbolcu çok azdır. Örneğin, eski süper oyuncu Maradona, Napoli takımında oynarken iki kez Rolex’ini otomobilinin penceresinden kaptırmıştır. Napoli deyince; eğer kurtarılmış mahalle Spagnoli’ye girerseniz ve pahalı bir saat taşıyorsanız, cam kırıldıktan sonra kolunuzun bilekten falçata ile kesilmesine bile tanık olabilirsiniz. “Rolex” tipi saatler, böylesine acımasız durumları başınıza getirebilir.Keza iş insanları, gömlek kolunu sıyırıp altın, pırlanta ve elmas süslü saatlerini gösteriş adına pencereden dışarı çıkarırlarsa, anında tuzağa düşer ve av olurlar.

Sertifikalı saatler ve özellikle “Rolex” sahipleri tarafından mutlaka sigorta edilir; ancak yine de hayatları risk altına girer. Birkaç yıl önce yine Napoli’de bir mafya babasını ışıklarda sıkıştıran hırsızlar, korumalarına rağmen döve döve kolundan saatini aldılar.

Sadece İtalya’da değil, dünyanın birçok yerinde pahalı saat avcıları vardır. Amerika’da iş insanları, siyasetçiler ve sporcular, kendilerine koruma tutarak önlem alabilmektedir.

Kısacası pahalı saat, bence mücevherle eş değerdedir ve hayatın kalitesini yükseltir. Kendinize duyduğunuz güveni artırır, çevrenizdeki algınızı güçlendirir ve günlük yaşantınızda fark yaratır.

Dakik İsviçre saatlerinin geçmişi 600 yıl öncesine dayanır. Dönemin ünlü teoloğu ve din adamı Fransız John Calvin, 1541’de başlattığı reformist hareketle, ülkeyi yöneten Savoy Hanedanlığı’nın gösterişli takılar takmasını yasakladı. Savoy Hanedanlığı’nın yerine kentin liderliğini alan John Calvin, süs eşyası kullanımını da yasakladı.

Bu karardan sonra Cenevre’li mücevherciler, saat imalatına yönelmek zorunda kaldılar. Erkekler için cep saatleri, kadınlar için ise mücevherli kol saatleri üretildi. Asırlarca bu şekilde devam etti. Ancak I. Dünya Savaşı’nda cepheye giden askerlerin daha pratik olan kol saati kullanmaya başlamasıyla bu alışkanlık değişti. Bu yeni ihtiyaç, saat piyasasında bir devrim olarak kabul

edildi ve cephelerden topluma yayıldı.Rolex markasının oluşma hikayesi ise daha farklı.Rolex markasının kurucusu Hans Wilsdorf’tur.1905 yılında Londra’da saat ticaretine başladı.1919 ‘da merkezini Cenevre’ye taşıdı. Wilsdorf’un hedefi farklıydı:Kendi markasını yaratmak ve dünya çapında tanınmak.Tam da bu noktada markanın ismi ortaya çıktı.Wilsdorf’un bu ismi seçmesinin birkaç nedeni vardı:Saat mekanizmasının sesini andırması: “ro-lex, ro-lex…”; iki heceli yapısıyla “tik-tak” yerine bu algıyı yerleştirmesi..Kısa ve akılda kalıcı olması,Her dilde kolay telaffuz edilmesi,Kadrana (saat yüzüne) rahatça sığacak kadar kısa olması.Yani “Rolex”, bilinçli bir marka mühendisliği ürünüdür.Ve başardı…

Böylece saat piyasası, yüzyılların emeğiyle İsviçrelilerin eline geçti. Bugün saat üretiminin yüzde 30’u İsviçre’nin egemenliğindedir. Dünya saat piyasasının büyüklüğü ise son istatistiklere göre 78,3 milyar dolardır. Günümüzde İsviçre saatleri, birçok spor müsabakası ve turnuvada sponsorluk yaparken, aranan marka çok pahalı da olsa “Rolex” olmaktadır.

Digital ortam nedeniyle gerek bilgisayarlarımızda gerekse telefonlarımızda artık zamanı görebiliyoruzRolex bu değişime yakalandı mı?Yakalandı, ama değer kaybederek bir düşüş yaşamadı.Çünkü Rolex bu değişimi çok erken fark etti:Zamanı göstermek artık yeterli değildi, zamanı temsil etmek gerekiyordu.Bu yüzden önlem aldı:Üretimi sınırlı tuttu.Erişimi zorlaştırdı.Bekleme listeleri oluşturdu.Yani Rolex, arzı azaltarak arzuyu büyüttü. Rolex almak zor, ama istemek çok kolay.Bugün gelinen noktada asıl soru şu:Rolex zamanı mı gösteriyor, yoksa insanın kendine verdiği değeri mi?Zamanı herkes biliyor…Ama herkes aynı değerde yaşamıyor.Ve belki de bu yüzden, Rolex kolumuzda değil, zihnimizde taşınan bir prestij haline geliyor.Rolex artık sadece zamanı göstermez; değer taşır, risk taşır.Takarsanız dikkat çekersiniz, saklarsanız keyfini yaşayamazsınız.İnsanlar bu yüzden kararsız. Gösterme arzusu ile güvenlik ihtiyacı arasında sıkışmış durumda.Çünkü Rolex bilekteyken haz verir, ama aynı anda tedirginlik te yaratır. İnsanlar Rolex’i kullanmak için alıyor, korumak için saklıyor.Ve belki de gerçek şu oluyor.Değerin arttıkça, özgürlüğün azalır. Rolex te bunu yaşıyor.Son olarak şöyle diyebilirim: “Rolex” bence kolda değil, kasada saklanırsa daha güvende olur’’.


© CNN Türk