Mizaç ve Hastalık: Otizm ve Şizofreni Arasında
Bu metinde, Cem Atbaşoğlu ve Direnç Sakarya’ya ait Yetişkinlerde Otizm Spektrumu (Akademim, 2026) adlı çalışmanın yarattığı fikir, izlenim ve çağrışımları takip etmeye çalışacağım. Kitabın genel olarak, ruh sağlığında yanlış tanıların ve bunların engellenmesinin muhtemel yolları üzerine olduğu söylenebilir. Yazarlar, başta şizofreni olmak üzere, otizmle karışabilen ruhsal durumlar üzerinde önemli bir alt başlık olarak duruyorlar. Yakın zamanlarda düşen “tanı eşiği”nin engellenmesi yönünde bazı önerilerde bulunuyorlar. Onlara görenörogelişimsel bir “bozukluk” aynı zamanda kimliği biçimlendirir: “Kimliğin bileşenleri olarak yaşanır. (...) O kişinin nerede ne zaman kimlerle birlikte olduğuna ve dünya ile ilişkisine bağlı olarak değişen yaşantıların tezahürüdür.” (21) Böyle ifadeler bir psikiyatri metninde nöroçeşitlilik konusunda etkileyici ifadeler olarak karşımıza çıkıyor. Kusur ve bozukluk bir varoluş biçimi gibi dile geliyor. Fakat bu sırada antipsikiyatrik bir tarafa da düşmüyorlar. Herhangi bir failde kusurlardan ziyade farkları belirlemenin önemini anlatıyorlar. Onlara göre “iyileşmeyecek” veya “hastalanmayacak” bir yapı olarak “mizaç” hayat boyu temel çizgileri, davranış, düşünce, duygu örüntüleriyle varlığında ısrar eder: “Otizm spektrumu yaşla birlikte yok olmaz. Kişiyi kendisi kılan temel niteliklerindendir.” (123)
Bu durumda herhangi bir tanı, noksanlık işareti olmaktan ziyade, bireyin mizacının kefareti bir kehanet, seyir hikâyesi gibi anlaşılabilir. İyi düşünülmüş tanı onun kaderi olmaktan çok bir talihi gibi dile gelir. Bu tanılamanın bir kadere dönüşmesinin önüne geçilmeli, talihin içerdiği olumlu muhtevayı, olumsal tarafları da içine katabilmelidir. Klinik olarak belli bir tanıyla yola çıkmak herkese öngörü kazandırır. Her mizacın, kişiliğin sahip olduğu melekeler hakkında bir kapsam sunar. Kişinin kendisinden beklentilerine sınır koymasına yardımcı olabilir. Özellikle otizm ve onun yüksek işlevli olan veya olmayan biçimlerine, eğer kesitsel, eş tanılı, gelişimsel olmayan başka bir tanı eşlik etmiyorsa, ilaç tedavisine başvurma gereği kalmayabilir. İlaç sonuçta bir patolojinin veya hastalığın karşılığıdır. Antidepresan, antipsikotik ilaçlar başka bir psikopatolojik kesit, spektrum veya yörüngenin karşılığı olarak kullanılır.
Komorbid koşullar veya eş tanı, asıl tanıya eşlik eden bir başka rahatsızlık anlamını taşır. Fakat verimli bir toprak olarak otizm zemininde bu eşlik eden hastalıklardan bir veya birkaçına sahip olmak çok olasıdır. Böyle birisinin durumuyla koşut spektrum veya yörüngede seyreden diğer durumun direncine göre ilaç tedavisi veya başkaca önlemler devam eder. Otizmli kendi mizacına uygun bir habitusla, yaşam alanıyla karşılaştıkça komorbid huzursuzluğun yörüngesinden uzaklaşır. Ancak eş tanılar başka bir zaman ve yerde yeniden kesişebilir; mizaç ve hastalık aynı bünyede ortak bir kesitte buluşabilir. Otizmli birey de başka kişilikler gibi hayatında iniş ve çıkışlar tecrübe eder. Sahip olduğu mizaç marazi nitelikte tanımlanmadığında, talihi ve talihsizlikleri beraberce onu karşılar.
LeoKanner, 1943 yılında, “daha önce fark edilmemiş bir hastalık keşfettiğini” bildirir. Bazı farklı vurguları olsa da HansAsperger de aynı keşfi eşzamanlı olarak telaffuz eder. Kanner, beş yıl boyunca takip ettiği on bir çocuğun durumunun psikozla veya zekâ geriliğiyle “ilişkisiz” olduğunu görünce yeni bir ruhsal spektrumu belirlemiş olur. Nazi biyopolitik yapısı içerisinde çalışan Asperger’in patolojik olanı olmayandan ayırmaya dönük örgütlü çabası sonunda birçok biyolojik veya ruhsal tavır aynı dönemde birbirinden ayırt edilir. Buna göre sağlıklı bir topluluk için hasta olanlar olmayanlardan keskin sınırlarıyla ayrılabilir. Toplum sağlığı konusundaki birikimler böyle siyasal uygulamalara çok şey borçludur.
Atbaşoğlu ve Sakarya’nın ortak metinlerini okumaya devam ettikçe, şizofreninin otizm gibi müspet bir tanı olmadığını, metaforik bir tarafı da olduğunu fark ederiz. Fakat klinik tecrübede şizofreni “daha saygın bir tanı” gibi görünür. Otizm yekpare, türdeş olmaktan çok daha uzak, “heterojen” bir belirtiler kümesi sunar. Otizm koşullarındabelirtilernöroçeşitlilik kapsamında birer patoloji değil de yaşantı gibi açıklanabilir. Yaşantının atipik, tuhaf, kendine özgü tabiatı onu bir kusurun işareti yapmaya yetmez. Şizofreni daha “doğru bir tür” gibi görünür diğer yandan. Hastalığın belirtileri ve nedenleri arasındaki ilişki daha nedensel gibidir. Otizm spektrumu ise “genellemelere” daha müsait gibi ortaya çıkar. Kestirme bir belirti haritası veya etiyoloji kurmak gerekir. Bu durumda belirtilerin ardındaki neden sonuç ilişkilerini yaşantıdan bağımsız kurmak daha zor görünür. “Tanı eşiği” düşer ve belirtiler arasında nicel değil de nitel farklarolduğu zannı yaratır. Otizmli, sınırda bir öykünme çabasıyla belirtileri “maskeleyebilir”.
Kitapta özellikle yetişkinlikte maskelenmiş, belirti eşiği altında kalmış görünümleri ayırt etme çabasını fark edebiliriz. Yazarlara göre açık veya........
