menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük Ünlü Uyumu ya da Neo-Endüljans

62 0
26.02.2026

Ayşe Barım’a ve ID menajerliğe sanat piyasasında tekelleştiği gerekçesiyle, bir kısmı tutuklulukla geçen operasyonun üzerinden tam bir yıl geçti. Bu operasyon, sonrasında değişik dalga boylarında ve değişik mahfillere uzanan, ‘ünlüler’ operasyonlarının ilki oldu ve süreç devam ediyor.

Ocak 2025’te Barım’ın tutuklanması ile başlayan bu operasyonlar silsilesi, rejimin en iyice ustalaştığı ve belki de rejimin 24 yıllık tarihinde opus magnum sayılabilecek bir spin doktorluk icrası.  Daha önce anlatmaya çalıştığım üzere, “Bu mesleğin üstadları, haberi/bilgiyi/söylemi bir iletişim meselesi olmaktan ziyade, kitleyi yönlendiren manüple eden ve kitlenin bilgiye/habere/söyleme verdiği tepkiye göre aktörlerin de pozisyon değiştirdiği, yeni pozisyonlar aldığı bir süreç haline getiriyorlar. Burada haberin, aktörün pozisyonunun ve kitlenin karşılıklı etkileşimi, değişkenliği işte hem aktörü, hem haberi/bilgiyi/söylemi hem de kamuoyunu/hedef kitleyi ucu açık, genellikle bitmeyen ama doyum noktasıyla sönümlenip unutulan süreçler ve öznelliklere dönüştürüyor.” Türkiye’deki rejim ve benim ‘büyük ünlü uyumu’ olarak adlandırdığım bu süreç üzerinden düşündüğümüzde buraya birkaç kod satırı daha eklemek gerekli: öncelikle, rejim süreçleri ve nesneleştirdiği özneleri belirli biçimlerde unutturup-hatırlatmakla birlikte, distopik-apokaliptik bir senaryoya yakışır şekilde, onları, günü geldiğinde kullanmak üzere günahlarından, kabahatlerinden yakalayıp, derin dondurucuya atıyor. Zombileşmiş rejimin şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak için, hatta tarihi bükmek için, bu kabahatleri implant, sıvı, doku, kan, cılk et deposu olarak görüyor ve yeri geldikçe kullanıyor.

Mary Shelley’den ödünç alırsak, Modern Prometheus artık Dr. Frankestein’in ucubesi değil, her operasyonla, ciğerlerinden günah sökülen ‘ünlüler’ güruhu.

Büyük ünlü uyumu’nun tek bir amacı yok, uzak-yakın hedefleri ve katmanları var. İçeriden dışarıya doğru, dışarıdan içeriye doğru, helezonik bir şekilde ilerleyerek, rejimin bugününü ve ihtimalen Bilal Erdoğan’da menzil-i maksuda ulaşacak seyahatini güvence altına almak şu anda asıl hedef gibi görünüyor. Bu amaçla, kamuoyunun algısını kadir-i mutlak bir tecelli olarak, Bilal Erdoğan ‘gerçekliği’ne doğru tesviye ederken, dahili ve harici (Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş başta olmak üzere House of Erdoğan’ın dışında kalan bütün dünya) muhalifleri de tasfiye etmek.

Buradaki en büyük mesele herhalde 2013 bahar-yazında yaşanan Gezi eylemleri ve 2016 yılında yaşanan darbe kalkışması sürecinde yaşanan üç yıllık türbülanslı süreç. 17-25, HDP’nin ,5 oy oranı, AKP’nin tek başına iktidarı kaybetmesi ve demokrasi kisvesini bir kenara bırakıp, pokerden hileli zarlarla barbuta dönmesi. Selahattin Demirtaş, Ahmet Davutoğlu, Fethullahçılar bu süreçte üzerlerine düşen faturayı ödediler, ödemeye devam ediyorlar (Ahmet Davutoğlu, elbette torpilli, büyükleri ona yer vermediği için, onun ayakta seyahat etmek dışında bir cezası yok ama o bile ona ağır geliyor). Fakat, Gezi’den dolayı yeterince ceza verememiş olmak, rejimin içinde bir ukde, muhatap belirsiz, o yüzden herkes ve hiç kimse Gezi ile ilişkili olabilir ve ilişkilendiriliyor zaten. Ayşe Barım’ın başına gelen aslında biraz bu ve elbette burada TRT’nin (ekseriyetle dış yapımlara yaptırdığı) dekorları, kıyafetleri, senaryoları, cast ajansları ile yeni bir mecra tutturmaya çalıştığı dizi ihracat piyasasının acımasızlığının işlemek zorunda olan çarkları da var. Fakat, ara ara muhalefete destek açıklayan kerhen CHP’li ünlüler rejim için kelimenin birinci anlamıyla ‘gıcık’. Dolayısıyla, Ayşe Barım üzerinden yapılan şey, Cihangir’in şeytanlaştırılması, Gezi’nin hayaletlerinin çıktıkları şişeye........

© Birikim