menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anti-İnsan Hakları olarak NATO

18 0
08.07.2026

NATO bir anti-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) organizasyonudur. NATO güvenlik konsepti üzerine inşa edilirken İHEB evrensel hak ve özgürlüklerini yani barış ilkesi temelinde şekillenmiştir.

Bu yazı kapsamında NATO ile insan hakları ilkeleri arasındaki bazı ihtilaflı hususları ele almaya çalışacağım. Mesele bu yazının kısıtlı alanında ele alacağımdan çok daha komplike. O nedenle, yazıyı böylesi fikrî tartışmalara giriş niteliğinde değerlendirmek iyi olur.

Yazının diğer kısımlarına geçmeden önce insan hakları hareketi içerisinde uzun yıllardır yürüttüğümüz bir tartışmayı kısaca da olsa aktarmak isterim. Birleşmiş Milletler insan hakları sistemi mevcut haliyle insan hakları ihlallerine yanıt olmaktan çok uzak. Uluslararası insan haklarını sistemi maalesef karşı karşıya olduğumuz ağır insan hakları ihlallerine yeterince yanıt veremiyor. İnsan hakları sisteminin içinde bulunduğu durum hem operasyonel kapasite hem de -asli olarak- politika ve uygulamalarının şekillendiği zihin dünyası ile ilgili.

Küresel düzeyde baskın aşırı sağ hükümetler ve otoriter rejimler insan hakları mekanizmalarının daha da zayıflamasına yol açıyor. Nihayetinde hak ihlallerinin yaşanmasında siyasi iradenin rolü var. Benzer şekilde, hak ihlallerinin önlenmesinde de siyasi iradenin yükümlülükleri bulunuyor.

BM insan hakları sisteminin eksikliklerini de göz ardı edemeyiz. BM ve diğer uluslararası insan hakları sisteminin eksikliklerini müstakil yazıda değerlendirmek gerekiyor.

Ayrıca, yazıda atıf yapılan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni yegâne ve tüm hak ihlallerini giderecek sihirli bir araç olmadığının ancak 1948 itibariyle insan hakları mücadelesine kıymetli bir zemin sunduğunu belirtmek gerekiyor.

NATO’nun hangi sebeple olursa olsun askerî operasyonlar yürüttüğü veya savaşa girdiği coğrafyalarda yaşam hakkı ihlaline veya her koşul altında yasak olan işkence ve kötü muamele yasağının ihlaline yol açtığı biliniyor. Nihayetinde savaş olgusunun kendisi böylesi hak ihlallerinin yaşanması demektir. Ayrıca, zorla yerinden edilme, mültecilik, eğitim, sağlık, barınma, çalışma hakkının da ihlalidir. Ya da, savaştaki ihlalleri haberleştirmek isteyen basın mensuplarının çalışmasının engellenmesidir. Savaşa hayır diyenlerin sesinin kısılmasıdır.

Nihayetinde savaşlar ve silahlı çatışmalarda patlayan bombalar, sıkılan kurşunların çıkardığı gürültü savaşa ve yol açtığı ihlallere karşı çıkanların sesini bastıracak ölçekte oluyor.

Bilindiği üzere, savaşlar kadınları, çocukları, ileri yaştaki insanları, engellileri ve benzeri kırılgan grupları daha fazla etkiliyor.

NATO’nun eleştirilecek diğer boyutlarına geçmeden önce 7-8 Temmuz’da Ankara’daki düzenlenen 36. NATO Zirvesi kapsamındaki kısıtlamaların hak ve özgürlükler açısından ne anlama geldiğine bakmak yararlı olabilir.

Kısıtlamaların ve yaşanan ihlallerin temeli güvenlik konsepti

Zirve öncesi başkentte bir dizi sıkı güvenlik önlemi alındı. Şehir içi ulaşım yeniden düzenlendi. Bahse konu önlemler Ankara’da gündelik yaşamı etkiliyor.

Benzer şekilde, anayasa ve insan hakları sözleşmeleri güvencesi altında olan toplantı ve gösteri hakkı valilik kararıyla kısıtlandı. Ayrıca, Ankara dahil birçok kentte gerçekleştirilen operasyonlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.

NATO Zirvesi çerçevesinde böylesi kısıtlamaları olması neredeyse kaçınılmaz zira NATO’nun özü güvenliğe dayalı. NATO güvenlik konseptinin temel ayaklarından birisi caydırıcılık.

Zirveyi gerçekleştirirken de bu düzeyde bir güvenlik ihtiyacı olduğu yönünde bir kabul oluşturuluyor. Bu kabulün bir sonucu olarak bir dizi kısıtlama, güvenlik tedbiri alınıyor.

Yetkililerin aldığı güvenlik önlemleri insan haklarına ilişkin hakim anlayışı yansıtıyor: Elinde yetki bulunduranın uygun olduğuna kanaat getirdiği kararlar deklare ediliyor.

Alınan kararların toplumun ilgili kesimleriyle istişare edilerek alınmadığı sonucuna varabiliriz. Bu kararların hak sahibi öznelerin yaşamını nasıl etkilediği üzerine bir değerlendirme olup olmadığı da bilinmiyor.

Yerelde ulaşım, çalışma gibi hakları etkileyen bu uygulamaların ulusal düzeydeki yansıması basın veya toplantı ve gösteri özgürlüğünün kısıtlanması oluyor.

Zirve kapsamında da NATO’nun güvenlik konseptinin caydırıcılık bileşeni uygulanıyor. Tamamıyla askerî olarak planlanan savaş veya operasyonlardan farklı olarak devlet başkanlarının, bakanların ve sivil heyetlerin yer aldığı bir etkinliğin odağına da güvenliği ve caydırıcılığı alması NATO’nun temel karakteristiğinin bir yansımasıdır.

İHEB penceresinden her türlü meseleye hak ve özgürlükler olarak bakılırken, NATO açısından bu pencerenin ufkunda güvenlik ve caydırıcılık yer alıyor.

Sadece bu hafta Ankara’da gerçekleştirilen zirvede değil, geçmiş yıllarda zirvenin düzenlendiği ülkelerde de -bu düzeyde olmasa bile- kısıtlamalar, protestolara müdahaleler yaşandı.

Buradaki temel noktada İHEB’in penceresinden protesto hakkı bağlamında düşünce ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğünün kullanılmasıdır. NATO’nun güvenlik temelli yaklaşımı ise farklı bir görüşün ifade edilmesini, muhalif bir sesin duyulmasının önlenmesini rutin görebiliyor.

Kısıtlamaları normal görmek hakkını kullanmak isteyen öznelerin alanını daraltmak ve dolayısıyla hakkın kendisini ihlal etme sonucu doğurur.

Bir diğer riskli alan böylesi zirve kapsamında alınan........

© Birikim