Kent Kalabalığında Bir İntikam Meleği
Taxi Driver, büyük ölçüde, filmlerin aslında bir nevi rüyada ya da dumanlı bir kafada olma hali olduğuna dair hissiyatımdan doğdu. (Martin Scorsese, 54) Hüznün de bir raconu vardır. Yani kostak hüzünler yaraşır taksi şoförlerinin yüzlerinde taşıdıkları asi anlatıma. Gizli ve yoksul bir sevgi barındırırlar. Hoyratlıklarına budur sebep. (Murathan Mungan, 41)
Taxi Driver, büyük ölçüde, filmlerin aslında bir nevi rüyada ya da dumanlı bir kafada olma hali olduğuna dair hissiyatımdan doğdu.
(Martin Scorsese, 54)
Hüznün de bir raconu vardır. Yani kostak hüzünler yaraşır taksi şoförlerinin yüzlerinde taşıdıkları asi anlatıma. Gizli ve yoksul bir sevgi barındırırlar. Hoyratlıklarına budur sebep.
(Murathan Mungan, 41)
Kent yalnızlığı ve modern yabancılaşmanın muhteşem ifadesi; tüm zamanların en iyi filmlerinden Taxi Driver elli yaşında. Martin Scorsese’nin 1976 tarihli filmi Taxi Driver (Taksi Şoförü), yönetmenin tam da yukarıdaki alıntıda bahsettiği o rüyada olma hissiyatı ile açılır. Yağmurlu gecede caddeler, ıslaklığın yansımalarıyla bir ışık oyununa dönüşmüştür, renkler fludur ve iç içe geçmektedir, saksafonun akışkan melodileri sokaklardaki kaygan dokuyu tamamlar. Ama, ancak, duygusunu çok iyi hatırladığımız ama sözcüklere asla dökemediğimiz bir rüyada olabileceği şekilde; o uçucu, sakin ve romantik akan saksafon sanki yaklaşmaktaki bir felaketi haber veren vurmalılarla bölünüverir. Sonsuz bir tekinsizlik, atmosferin tam ortasına yerleştiği anda yeniden saksafonun şefkatli kollarında buluruz kendimizi. Ama birkaç saniye içinde saksafon bir kez daha uçup gider ve vurmalılar tüm kasvetiyle geri gelir. Bu geçişler, ancak rüyanın o kendine özgü zaman mefhumu içinde hissedilebilecek kadar hızlı ve keskindir.
Müzik eşliğinde izlemekte olduğumuz ıslak ışıltılı sokaklar da yine aynı bir rüyada olabilecek şekilde birbirine tamamen zıt göstergelere dönüşür: uçucu, sakin, romantik bir atmosfer olarak gecenin sokakları ve sonsuz ürperticilikte bir tekinsizliğin mekânı olarak gecenin sokakları… Seyirci bu zorlayıcı gelgitin yarattığı duyguları soğutacak fırsat bulamadan kamera, filmin başkarakteri Travis’in gözlerine odaklanır. Travis geceyi dikkatle izlemektedir. Az önce içinden geçtiğimiz gelgit, Travis’in zihnidir.
Travis’in (Robert de Niro) kimliğine dair henüz hiçbir şey bilmeyen seyirci, karakterin ruh dünyasına dair güçlü bir bilgiyle başlar filmi izlemeye. Açılış sekansının ardından, Travis’i, geceleri uyuyamadığı için taksi şoförü olarak işe başvururken görürüz. Metroyla, otobüsle geceleri zaten dışarda dolaşmaktadır, “bari para kazanayım” der. Yirmi altı yaşında olduğunu, okul eğitiminin “orada burada” geçtiğini, denizci olarak bulunduğu ordudan 1973’te terhis olduğunu öğreniriz, böylece Vietnam’dan dönmüş olduğunu anlarız.
Bir sonraki sahnede bir sabah vakti evine dönerken görürüz onu, kesekağıdına sarılı bir şişeden bir yudum alıp yürümeye devam eder, enerjik bir hali vardır. Yaşadığı giriş katı daire iç boğucu bir ortamdır. Günlüğünün başına geçip yazmaya başlar. Film boyunca, Travis’in iç sesini günlüğüne yazdığı cümlelerle dinleriz.
Duyduğumuz ilk sayfa olan 10 Mayıs tarihli satırlarda “kaldırımları temizleyen yağmuru yağdırdığı için” Tanrı’ya şükretmektedir Travis. “Akşam altıdan sabah altıya, bazen sekize kadar” çalıştığını yazar günlüğüne. “Haftada altı bazen yedi gün.” Ama halinden memnundur, “beni iyi oyalıyor” der, haftada 300-350 dolar kazanmaktadır, hatta bazen daha fazla. Şöyle devam eder:
“Gece olunca bütün hayvanlar dışarıdadır. Fahişeler, hırsızlar, uğursuzlar, ibneler, hapçılar, keşler. Hasta ruhlu satılmışlar. Bir gün iyi bir yağmur yağacak ve bütün bu pislikleri temizleyecek.”
“Gece olunca bütün hayvanlar dışarıdadır. Fahişeler, hırsızlar, uğursuzlar, ibneler, hapçılar, keşler. Hasta ruhlu satılmışlar. Bir gün iyi bir yağmur yağacak ve bütün bu pislikleri temizleyecek.”
On iki saat çalışmıştır ama yine de uyuyamamıştır, yapacak bir şey bulamayınca (daha öncelerde de yaptığı gibi) porno sinemasına gitmiştir. Hayatının akışını şöyle tanımlar: “Günler geçip gidiyor ama bir türlü bitmiyor.”
Bir Melekle Karşılaşma
İşte bu bitip tükenmeyen günlerden birinde Betsy (Cybill Shepherd) ile tanışır. Betsy, başkanlık adayı Senatör Charles Palantine’ın kampanya merkezinde çalışmaktadır. Travis, onu ilk gördüğünde Betsy’nin üzerinde beyaz bir elbise vardır, “bütün bu pisliğin içinde bir melek gibi” gözükmektedir. Kampanya merkezine birkaç kez gidip gelen Travis, Betsy’ye önce birlikte bir kahve içmeyi, ardından da bir akşam çıkmayı kabul ettirir. Ama, çıktıkları akşam Betsy’yi ‘yetişkin filmi’ izlemeye götürür: Betsy, sinemaya vardıklarında bir şüphe duyar ama emin olamaz. Film başladıktan birkaç dakika sonra durum netleşir ve Betsy öfkeyle salonu terk eder. Travis, ardından koşar, özür diler ama işe yaramaz. Takip eden günlerde, Travis’in dairesi, Betsy’ye yolladığı ama kabul edilmediği için geri gelmiş buketlerle dolar. Yavaş yavaş solan çiçekler Travis’in duygularına dair iç burkucu bir imgeye dönüşür; zira, ruh dünyasındaki kritik parçalanma anında bu solmuş çiçekleri yakacaktır (ama buna henüz vakit vardır).
Travis’in neden bu kadar saçma bir hata yaptığını anlayamayız. Birlikte ‘yetişkin........
