Bu Son Savaş Değil!
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının sonuçları ve savaşa ara verildiğinde ne olabileceği ile ilgili tahminde bulunmak zor olsa da şimdiden yaratacağı etkileri görmek mümkün.
Bazı savaşlar, belli bir süre sonra hem savaşan taraflar hem de kamuoyu tarafından başlangıç noktasının ve nedenlerinin hatırlanmadığı vakalara dönüşür. ABD/İsrail saldırısının uzun sürmesi halinde bu duruma gelmesi kaçınılmaz. Savaşın hedefinin belli olmadığı, nerede duracağının bilinmediği, yani bir çıkış stratejisinin bulunmadığı durumlardır bunlar. Savaşı sonuçlandırmak değil savaşı devam ettirmek amaç haline gelir. Savaşı dışarıdan izleyenler ise yabancılaşır, alışkanlık yapar, gündemin geri planına düşer.
ABD/İsrail saldırganlığı ya da İran savaşı çok uzun sürmeyecek olsa da kısa sürede sözünü ettiğimiz noktaya gitme ihtimali taşıyor. Ama buradaki en önemli fark, ekonomik olarak dünya kapitalizminin gidişatını etkilemesi, sadece bölge ülkelerinin canını yakmaması ve beklenmeyen sonuçların çok erken ortaya çıkması. Bu nedenle şu ya da bu şekilde bu savaş bitirilecek. Oysa bu saldırının dünyayı böylesine etkileyeceğinin hesaplanmamasında, askeri güçle her şeyin halledilebileceğine inanılması gibi, Trump yönetiminin nobran, küstah ve bu özelliklerden dolayı giderek mantıklı düşünme ve analiz yetisini yitirmiş olmasının da etkisi var. Biraz da Venezuela operasyonunun yarattığı yanılsama efekti diyebiliriz buna.
Bu nedenle dünya bu savaşı uzun süre devam ettiremez; İran halkını düşündükleri, saldırının uluslararası kuralları ihlal ettiği veya egemen bir ülkeye haydutça saldırıldığı için değil. Sadece ve sadece uzun yıllardır kurulan petrol refahından kaynaklı yapay bir Ortadoğu düzeninin hem bölge hem de dünya için ne kadar kırılgan olduğu ve savaş sonrası düzen İsrail’in aleyhine dönme riski taşıdığı için. Gazze katliamı ile bir tür “nefret” objesi haline gelen İsrail hükümeti, bu kez sadece içeride kendini konsolide edebiliyor ki, hükümete destek ’lere ulaşmış durumda. Dışarıda ise toplumunu izole eden ama bundan da memnun olan, tehdit algısı siyasetini devam ettirerek seçimi yeniden kazanmayı planlayan Netanyahu ve dinci koalisyonu var.
Trump bu savaşa hem İsrail’in zorlamasıyla hem de kendi isteği ile girdi. Ancak, bu maceraya girişirken çok önemli stratejik hatalar yapıldığını daha sonradan öğreniyoruz. ABD yönetiminin saldırıyla neyi hedeflediği konusunda da kafasında net bir plan olmadığı ortaya çıktı.
Askeri olarak ABD ve İsrail’in gücünü İran’la kıyaslamak mümkün değil. Çünkü bu ikilinin savaş makinası şu anda dünyanın en güçlü ordusunu oluşturuyor; en azından deniz, hava ve füze sistemleri çerçevesinde. Bu askeri yapı tabii ki yenilmez, yıpratılmaz değil. Ancak yıllardır asimetrik savaş tecrübesi olan ve bu tecrübeyle Ortadoğu’yu domine eden İran, her ne kadar 7 Ekim sonrası bölgedeki gidişatı okuyamasa da, eski etkinliğini, iddiasını yitirse de her zaman son kozunu........
