menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Melezleşen Dünyada Göçün Geleceği: Temsil, Aidiyet ve Ortak Yaşam

29 0
28.07.2026

Birleşmiş Milletler tarafından 28 Temmuz 1951 tarihinde Cenevre'de imzalanan “Mülteci Sözleşmesi” 75 yıldır dünyadaki mültecilerin haklarını koruyan temel metinlerden biri olsa da, bugün sözleşmenin ruhuna ve temel ilkelerine bağlı kalmak giderek güçleşiyor. Bunun başlıca nedenlerinden biri, son yıllarda ulus-devletlerin göç yönetimini küresel ölçekte giderek daha güvenlik merkezli bir çerçevede ele almaları ve insan hakları temelli yaklaşımdan uzaklaşarak güvenlik, sınır kontrolü ve geri dönüş politikaları etrafında yeniden şekillendirmeleridir. Bu dönüşümle birlikte vize kısıtlamaları, mali denetimler, fonlara erişim sorunları ve sivil alanı daraltan düzenlemeler birçok ülkede ortak bir sorun haline gelmeye başladı. Bu gelişmeler yalnızca göçmenlerin haklarını değil, onları temsil eden sivil toplumun hareket alanını da daraltmaktadır. Bu açıdan BM Mülteci Sözleşmesi, bu alanda çalışanlara ve savunuculuk yapanlara tartışmanın yalnızca göçü yönetmekten ibaret olmadığını, asıl meselenin göç politikalarının merkezine insan haklarını yerleştirmek olduğunu hatırlatan bir zemin sunmaktadır. Bugün mesele yalnızca göç hareketlerinin yönetimi değil; insan hakları, uluslararası koruma, adalete erişim ve sivil toplumun karar alma süreçlerindeki rolü de tartışmanın ayrılmaz parçalarıdır.

7-9 Temmuz tarihleri arasında Cenevre'de, göç alan, göç veren ya da göç yolları üzerinde bulunan farklı coğrafyalardan, sivil toplum kuruluşlarını ve göç alanında küresel ölçekte çalışan kurumları temsil eden yaklaşık altmış kişiyle bir araya geldik. Sivil Toplum Stratejisi ve Katılım Forumu başlangıçta göç yönetişimi ve sivil toplumun karşılaştığı sorunlara odaklanan bir forum gibi görünse de, forum boyunca yürütülen tartışmalar aslında daha derin bir soruya işaret etti: Küresel hareketliliğin arttığı, ulus-devletlerin zorlandığı ve toplumların giderek melezleştiği bir dönemde yeni siyasal ve toplumsal düzen nasıl şekillenecek?

Forum tartışmaları bize şunu gösterdi: Göç artık yalnızca insanların yer değiştirmesiyle ilgili bir olgu değildir. Göç, şehirlerin yeniden yapılanması, vatandaşlığın yeniden tanımlanması, temsiliyetin dönüşümü ve yeni toplumsal aidiyet biçimlerinin ortaya çıkmasıyla ilgili bir olguya dönüşmektedir. Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'dan gelen diaspora ve göçmen kökenli katılımcıların anlatımları, mültecilerin geleceğin dünyasında yalnızca korunması gereken topluluklar değil, yeni toplumların kurucu aktörleri olarak ortaya çıkmaya başladıklarını da göstermektedir.

Göçü Değil, Dünyanın Dönüşümünü Tartışmak

Forumda yürütülen tartışmalar ve günümüz göç tartışmaları, göçün artık bir kriz ya da güvenlik sorunu olarak ele alınmaktan çıkarılıp insanlığın içinden geçtiği büyük dönüşümün bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Günümüzde küresel göçün toplumları dönüştürerek melezleştirmesi ve farklı coğrafyalardaki göç deneyimlerinin ortak bir gerçekliğe işaret etmesi, dünyanın artık hareketsiz toplumlardan oluşan bir dünya olmadığı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğini göstermektedir.

Bugünün dünyasında insanlar savaş, iklim değişikliği, çalışma fırsatları, eğitim ve güvenlik gibi nedenlerle sürekli hareket hâlindedir. 21. yüzyılda asıl soru göçün olup olmayacağı değil, hareketliliğin şekillendirdiği dünyayı nasıl........

© Birikim