Franz K. Âşıkları ve Max Brod’un İhaneti
Ritchie Robertson, “Kafka” adlı incelemesinde, “Kafka okumak kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Onun yapıtlarında imkânsız olaylar sanki kaçınılmazmış gibi gerçekleşir ve hiçbir açıklama yapılmaz (…) Kafası karışan yalnızca karakterler değildir; okuyucu da aynı durumdadır,” der. [1] Eleştirmenlerin, Kafka’nın bu özelliğini çoğunlukla onun, bir parçası olduğu bürokratik düzenin karmaşık, angaryacı, bazen saçmalık düzeyinde kuralcı doğasını betimleme çabasına ve ayrıca üzerinde baskı kuran anne ve babasının onun bilinçaltında ve ruhunda yarattığı travmayı yansıtmasına bağladıklarını okuruz. Bunu, Roland Barthes’in eski edebiyat ve modern edebiyat arasındaki ayrımı dile getirmek üzere yıllar önce yaptığı bir ayrım olan yazarsal metinler (textes scriptibles) ve okursal metinler (textes lisibles) biçimindeki ayrıma bağlayanlar da var. Okursal metin, anlamı hazır olan ve sadece okuru buna kabule davet eden metin olarak anlaşılır bir metindir. Kafka’nın bağlı olduğunu düşündüğümüz yazarsal metini ise anlamı kapalı olan ve okuru derinlerdeki anlamı anlamaya davet eden metin olarak tarif edebiliriz. Kafka’nın eserlerindeki bu muammalı kurgusal yapıyı (Amerika romanını kısmen bu belirsizlik halinden muaf tutabiliriz), onun hayatın kendisini çoğu kez sıkıcı, çekilmez, karmaşık ve baskı kurucu bulan tutumuyla paralel bir yönelim olarak düşünmek de mümkün. Yani irademiz dışında, içine fırlatılmış olduğumuz hayat özü itibariyle zaten karmaşıktır ve aklı ve duyguları sağlıklı işleyen bir insanın bu karmaşayı görmemesi mümkün değildir. Kafka bu tür varoluşsal yakınmaları, mektuplarında sıkça dile getirir.
Kafka’nın, eserleri dışında kendi hayatıyla ama yine eserleri üzerinden yarattığı bir başka karmaşa, belirsizlik veya tartışma da ölmeden önce, en yakın dostu Max Brod’a eserlerinin tümünü yakmasını vasiyet etmesi ve onun da bu akide uymayarak eserlerini yayımlaması olmuştur. 1968 yılında Batı Almanya’ya yaptığı bir seyahatten sonra İsrail’e dönerken hayatını kaybeden Max Brod, yaptığı tarihsel öneme sahip bu seçimle edebiyat çevrelerini de ikiye böldü ve bitmeyen bir tartışmanın da fitilini ateşlemiş oldu. İçinden kolayca çıkılamayacak bir karmaşaya dönüşen konu; Brod’un yaptığı bu seçimle bir taraftan dünya edebiyatına dev bir yazar ve önemi hiç azalmayan eserler kazandırması, diğer taraftan da dostunun vasiyetine ihanet etmiş olmasıdır. Max Brod, nasıl davransa daha doğru olurdu sorusu, zıt kutupta cevaplar bularak onca yılın hem etik hem de sanatsal içerikli bir tartışmasına dönmüş biçimde gündemde kaldı.
Kafka, ölüm döşeğindeyken Max Brod’a olan güvenini, ondan belki de imkânsızı isteyecek kadar zorlamış olur. Çünkü eserlerinin çoğunu yaşarken kendi elleriyle yakan Kafka, en önemli eserlerini yine kendisi yok edebilecekken bu kararın tüm ağırlığını, onun yazarlık dehası karşısında büyülenmiş olan ve eserlerine çok büyük değer veren arkadaşının sırtına yükleyerek bu dünyadan çekip gider. Franz Kafka en yakın dostunu böyle büyük bir ikilemle ve ahlaki bir problemle baş başa bırakarak 1924 yılında 41 yaşında ölür. Kafka’nın en yakın ve en iyi dostu olan Max, edebiyata değil ama “ben edebiyattan ibaretim” diyen arkadaşına ilk ve son kez ihanet edecektir. Bu uğursuz isteği yerine getirmeyi reddedecek ve bütün enerjisini yarım kalmış eserleri yeniden inşa etmeye ve yayına hazırlamaya adayacaktır. Böylece her biri on yıllardır dünya edebiyatının baş eserleri arasında sayılan Amerika (1912), Dava (1925) ve Şato (1926) adlı romanlar ve başkaca birçok metin sırasıyla yayımlanacaktır. Ancak katline hüküm verilen bu eserlerin bunca başarısı dahi Max Brod’un bu tercihinin doğruluğu konusunda yeterli bir gerekçeye dönüşmeyecek ve az sayıdaki takdirin yanı sıra daha çok ona yöneltilen suçlamalarla tartışma sürüp gidecektir.
Kafka, henüz yaşarken Dönüşüm romanını, Bir Köy Hekimi ve Ceza Kolonisi gibi birkaç kısa öykü yayımladı; bunlar o dönemde çok ilgi gören yapıtlar da olmadı. Dava, Şato ve Amerika gibi çok bilinen romanlarını ise yaşarken tamamlayamadı. Çünkü kendi yazarlık yeteneği konusunda oldukça karamsardı ve yazdıklarını bir türlü beğenmiyordu. Çok çalışıyor, metinlerini durmadan yeniden düzeltiyor ancak sonuçtan memnun kalmayarak taslak halinde bırakıyordu. Bir kronik hoşnutsuzluk duygusunun pençesindeydi ve bunun etkisiyle olmalı ölümünden kısa bir süre önce Max Brod'dan, günlükleri ve kişisel mektuplarının yanı sıra, tamamlanmamış tüm el yazmalarını yakmasını isteyen bir mektup yazdı. Ancak Brod, Kafka'nın yazarlık dehasına inanmıştı ve bunların geleceğe taşınmasıyla ilgili bir sorumluluğu olduğunu düşünüyordu ve Kafka ile yaptığı bir konuşmada bu isteğine uymayacağını dile getirerek şu cevabı verdiği söylenir: "Eğer gerçekten benim böyle bir şeyi yapabileceğime inanıyorsanız, hemen sizi uyarıyorum ki benden istediğinizi yapmayacağım." Kafka’nın da da ona biraz mizahi bir edayla “sen bir hainsin o zaman” diye cevap verdiği söylenir. Burhan Sönmez’in Franz K. Âşıkları adlı son romanında hikâyenin başkarakteri Ferdy Kaplan da yıllar sonra Max Brod’u “hainlik” yapmakla suçlar. Max Brod’a, aslında bu son derece cesurca eylemine karşın Kafka’nın eserleri gibi hainliğin de miras kalması yazgısının yüklediği bir lanet olarak nitelenebilir. Ancak Kafka'nın kendi iradesiyle yapmadığı şeyi, Brod'un yerine getirmeyeceğini düşündüğünü de varsayabiliriz. Diğer taraftan ironik biçimde ve paradoksal olarak, Kafka’nın edebi ölümsüzlüğünün ancak dostunun ihaneti sayesinde mümkün olması, onun kurgusal dünyasında sıkça rastladığımız türde bir belirsizliği çağrıştırdığını söyleyebiliriz.
Burhan Sönmez, daha önceki romanlarına nazaran okurunu da şaşırtacak bir yenilikle kendi yazarlık çizgisinin, içerikte yarattığı derin kurgusal örüntülerin ve söylemsel üslubunun dışına taştığını söyleyebileceğimiz romanı Franz K. Âşıkları'nda, tam da bu tartışmayı mesele edinen bir hikâyeye yer verir. Sönmez, olayların dış yüzeyini bir cinayet vakası üzerinden polisiye bir izlekle oluştururken daha derinlerde üst paragraflarda değindiğimizi biçimiyle Max Brod’un yaratmış olduğu ahlaki-sanatsal tartışmayı işler. Yazar, Franz K. Aşıkları’nda, bir taraftan Kafka’nın mirasını günümüz dünyasında yeniden düşünmeye imkân veren, varoluşçu ve siyasi yönleri güçlü bir anlatı oluştururken, bir taraftan da Brod’un yarattığı ahlaki ikilemi yeniden tartışmaya açar. Sönmez, daha önceki eserlerinde genellikle bireyin toplumsal yapılar içindeki sıkışmışlığını ve travmalarını ele alırken, bu romanında Kafkaesk bir atmosfer kurarak okura farklı bir anlatım sunmayı dener. Sönmez’in bu romanında kendi klasik çizgisinin dışında yarattığı yeniliklerden biri de metni oluştururken hem tiyatro hem de roman tekniğini bir arada kullanmasıdır. Diyaloglara dayalı tiyatro tekniğini olay anını vermek için kullanırken, roman tekniğini de geçmişteki olayları hatırlatmak üzere kullanır. Bu iki tekniğin bir arada kullanımıyla, bir metin izleniminin bozulduğunu, iç içe ama birbirinden ayrı-özerk iki farklı metin oluştuğunu fark ederiz. Bunun bilinçli bir tercih olmasının ardında yatan nedeni........
