menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gece’nin merdivenleri

33 6
21.08.2025

Bilmem kaçıncı dalga İstanbul operasyonunun son halkası olarak Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney tutuklandı. İktidarın uzun zamandır kaybettiği gücün, düşen oylarının, İstanbul’dan başlayarak yerine koyulabilmesi için sürdürülen sürek avı bu tutuklamayla bitmeyecek. Mesele, salt kaybedileni geri almak da değil. Beyoğlu, İstanbul’da kendilerine en güvendikleri ilçelerden biriydi. İnan Güney, göreve geldiği ilk günden itibaren dünya görüşünü, kimliğini ve ilkelerini gizlemeden, örselemeden, kendi görüşüne en uzakta olan kesimleri de kucaklayarak çalıştı. Beyoğlu halkının istek ve ihtiyaçlarını duyarak ama her kesimi kapsayacak adımlar attı. İlçesinin kimlik ve kültür mirasına sahip çıktı. Esnafın, yoksulun, karanlık arka sokakların ve ışıltılı Pera’nın tüm gerçekliklerine hâkimdi. Beyoğlu’nda, tıpkı memleketin birçok köşesinde olduğu gibi, geniş bir kabul, memnuniyet ve dönüşüm vardı. Asıl rahatsızlık buradan geliyor. Ekrem İmamoğlu’nun başarılı, halkçı, kamucu belediyecilik anlayışıyla İstanbul’da bir önceki dönem yarattığı dönüşümün kılcal damarlara yayılması esas korku.

İnan Güney’in tutuklanmasıyla bir kez daha gördük: Bu ülkede sandık artık sadece seçim değil aynı zamanda bir hesap kesme aracı hâline geldi. Seçimle gelenin, halk iradesiyle belirlenenin, yargı sopasıyla indirildiği, yerine atanmışların yerleştirildiği bir düzenin adı oldu bu karanlık.

Van’da, Hakkari’de, Mardin’de aynı senaryoyu izledik. Şimdi, İstanbul’un tam ortasında, Beyoğlu’nda bir yerel başkan, bir halk temsilcisi daha susturulmak isteniyor. Önceki dönem HDP’nin ortaya koyduğu eşitlikçi, hak temelli yaklaşımla Doğu’da güçlenmesinden rahatsızlığın getirdiği kayyum politikaları, siyasetin dış belirleyici unsurları tarafından yön değiştirmek zorunda bırakıldı. Şimdi yeni odak CHP. Hoş, çözüm ve barış için atılmış somut bir adım da yok! Yerine kayyum atananlarla birlikte komisyon çalışmaları, ana gündemi dahi yeterince tutamadan devam ederken, sistem baskının yetmediğini gördükçe yeni yollar arıyor. Kayyum politikasıyla bastıramadığı direnişi; yerel yönetimlerin kaynaklarını kurutarak, el kol bağlayıcı bürokratik zorlamalarla, tutuklamalarla ve tüm bunlar da olmayınca transfer siyasetiyle, satın alınmış sessizlikle durdurmaya çalışıyor. İktidar, geçmişten bugüne Ergenekon, Balyoz, OdaTV, KCK gibi benzemez kesimleri hedef aldığı davalardan hatırlayacağımız tüm kullanışlı hukuksuzluk aparatlarıyla yeniden iş başında: İftiralar, yalanlar, medya manipülasyonu, gizli tanıklar, ruhunu satan işbirlikçiler… Tıpkı Aydın’da olduğu gibi. Özlem Çerçioğlu’nun bir iktidar temsilcisi gibi hareket ettiği, yoksul halkın değil, düzenin kazananlarının çıkarına çalıştığı artık gizlenemiyor. Ve iktidar da bu tarz “işbirlikçiler” eliyle muhalefeti içeriden parçalamaya çalışıyor.

Bu karanlık ortam bana, Bilge Karasu’nun Gece adlı romanında yıllar önce işaret ettiği evrensel “düzen” sorgusunu hatırlatıyor. Romanda anlatıcı, hem baskıyı uygulayan “görevli” hem de kendi vicdanıyla baş başa........

© Birgün