Dezenformasyon gerçeği, gerçeğin dezenformasyonu
Başvurmadığı makam, merci kalmamış bir ailenin endişeli ve ızdırap dolu yakarışlarına ses olmak isteyenlerin ısrarlı sorusu yıllardır havada asılıydı: Gülistan Doku’ya ne oldu?!
Birden bire ne olduysa (!) devletin savcısı, polisi, karanlık ilişkiler, gizli talimatlar bir logar kapağından boşanırcasına ortaya saçıldı. Gülistan’a ne oldu sorusunun ardındaki olaylar ağı henüz tam çözülmediyse de o ilk kilit kırıldı. Gülistan’ın bedeni aranırken karşımıza barajların, nehir yataklarının dibinden başka başka isimsiz genç kadın bedenleri serildi. Bir de balçık gibi ilişkiler ağı, ahlaksızlık, namussuzluk, vicdansızlık ve o alıştırıldığımız kutsal şiddet! Gücün, arsızlığın, her istediğini alma dürtüsünün sapkınlığı, kötülüğü…
Diğer yanda önce Urfa’da sonra Maraş’ta çocukların elinden okula taşan şiddet. Üst üste çocukları öldüren çocukların eline verilmiş silahlardan dökülen kan. Bu okul katliamlarını, yalnızca anlık cinnetle gelişen şiddet olayları olarak görmek mümkün değil. Bu iki güncel bataklık aynı zamanda bu ülkenin gerçeği nasıl ele aldığına, nasıl sakladığına ve nasıl çarpıttığına dair bir turnusol kâğıdı oldu.
Bilgi çağında bilinmezlik. Bilinmesi istenenin ve bilinmesi istenmeyenin bulaşık kurgusu. Apaçık ortada olanın dezenformasyonla örtülmesi.
Suç haritasında şiddetin türlü şekli sayısız başlıkla buluşurken gerçeği açığa çıkaran temiz kalemlerin dezenformasyon suçlamasıyla tutuklandığı ülkede can almanın kolaylığı, şiddetin kurumsallığı ve şehveti.
Gerçekleri örten şu dezenformasyon canavarı kim tarafından, nasıl ve nereden besleniyor?!
GERÇEĞİN İLK KURBANI BİLGİ
Böyle olayların ardından neredeyse refleks haline gelen yayın yasakları, kamu düzenini korumaktan çok, bilgi akışını iktidarın lehine kontrol etmenin bir aracına dönüşmüş durumda.
Oysa bilgi boşluğu, dedikodunun ve manipülasyonun en verimli zeminidir.
Devletin şeffaflığı artırması gereken yerde sessizliğe gömülmesi, gerçeğin değil söylentinin dolaşıma girmesine neden oluyor. Söylenti; kutuplaştırılmış ve kindarlığı eyleme dökmeye teşvik edilen toplumlarda bireysel cezalandırma güdüsünün şiddet kültürüyle ayrılmaz bir bütün haline gelmesiyle cehaleti eyleme geçiren bilginin yerini alır. İnsani duyguların, merhametin, sevgisizliğin yanında en büyük tetikleyen eğitimsizlik olur.
Okul çocuklarının küçücük masum bedenlerini toprağa verdiğimiz büyük ülke yasının olaylar akışı içinde “dezenformasyon”un katmanları arasında dolaşalım istiyorum. Düşünen ve hissedene bakış açısı kazandıracak bazı başlıkları alt alta koyalım.
Şiddete duyulan tepkinin; suça sürüklenmiş bir çocuğun işlediği suçun nedenlerini hiç kavrayamamış, benzer bir acının bir daha yaşanmaması için sorması gereken soruları da hiç umursamayan sığ çözümlemelerle nefrete, şiddetin kendisine dönüşmesi önümüzdeki en büyük tehlike. Kendisi de çocuk olan katilin yakalanmasındansa can........
