menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aklın, bilginin ve insan haysiyetinin izinde iki Cumhuriyet kadını

32 0
08.10.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Ekim’in ilk günleri bu yıl iki büyük kaybı yan yana getirdi. İoanna Kuçuradi’yi 2 Ekim’de kaybettik; 6 Ekim’de, Bahriye Üçok’un katledilişinin yıldönümüydü. İki kadın, iki ayrı hayat, iki ayrı mücadele. Birini çocukluğumdan beri tanıdım; ötekinin hayatını, kitaplarını ve kamusal mücadelesini yıllardır saygıyla izledim. Onları aynılaştırmadan, Cumhuriyet’in açtığı düşünce ve kamusal sorumluluk alanlarında bıraktıkları izleri birlikte anmak istiyorum.

İoanna Kuçuradi benim için önce annemin yakın dostlarından biriydi. İlkokula başladığım yıllarda okul kapandıktan sonra günlerimi annemle Hacettepe’de geçirirdim. Annemin odasında kitap okumaktan sıkılınca Felsefe Bölümü’nün uzun, aydınlık koridorunda Oruç ve Zeynep Aruoba’ya, Kurtuluş Dinçer’e uğrar, en çok da Bilge Karasu’nun odasında vakit geçirirdim. İoanna’nın odası koridorun diğer ucundaydı. Kapının hemen önünde neredeyse boyu boyuma eş kocaman beyaz bir Nietzsche büstünü o yıllarda kalın ve görkemli bıyıklarıyla ben Oruç Aruoba zannederdim çocuk aklımla. Nietzsche o odaya girenleri karşılayan heybetli bir ev sahibi gibiydi.

İoanna’yı özenle toplanmış saçları, mavi gözleriyle duru ve zarif hâliyle, göz alıcı güzelliğiyle hatırlıyorum. Bahriye Üçok’la böyle bir kişisel yakınlığım olmadı; onu düşünceleri ve kamusal mücadelesi üzerinden tanıdım. Üçok, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Ortaçağ Türk ve İslam tarihi eğitiminin ardından önce öğretmenken, daha sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde akademik çalışmalarını sürdürürken ilahiyat alanında kadınların önünü açan akademik varlığı ve laiklik üzerine sözünü sakınmayan kamusal tutumuyla kendi döneminin sınırlarını zorlayan net bir aydındı. Senatör ve milletvekili olarak siyaset içinde de sorumluluk üstlendi.

Bu iki hayatın kesiştiği yer, doğrudan aynı düşünceleri savunmaları ya da aynı yolu izlemeleri değil. İoanna, felsefe, etik ve insan hakları alanında insanı ve insan haysiyetini merkeze alan bir düşünce dünyası kurdu. Bahriye Üçok, İslam tarihini bilgiyle ele aldı; dinin ve tarihin siyasal amaçlarla çarpıtılmasına karşı, laikliği ve Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık vaadini savundu. Biri felsefenin kavramlarıyla, diğeri tarih ve ilahiyat bilgisiyle kamusal hayata katıldı. Her ikisi de kadınların bilgi üreten, öğreten, söz söyleyen ve karar süreçlerinde yer alan kişiler olma hakkını hayatlarıyla görünür kıldı. Her ikisi de nice aydınlık dimağ yetiştirdi.

Bahriye Üçok’un mücadelesi ölüm tehditleriyle kuşatıldı. 6 Ekim 1990’da evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü. Bu cinayet, laiklik üzerine konuşma, dinî tarihsel bilgiyle inceleme ve kamusal alanda itiraz etme hakkına yönelikti. Aradan geçen yıllar, onun sözünü ve emeğini susturmadı. Üçok’u bugün de yalnızca faili bilinçli olarak hâlâ meçhul bırakılmış o meşum cinayetle değil, araştırmalarıyla, dersleriyle ve laiklik konusunda üstlendiği sorumlulukla anmak gerekiyor.

İoanna’nın yaşamı ve mücadelesi başka bir biçimde ilerledi. Henüz gencecik bir kızken ayrımcılığın dehşetini yaşadı. 6-7 Eylül olaylarında babasının eczanesine saldırıldığında babasının eve sağ döndüğüne sevinecek ortam yoktu.

İoanna’nın yitimiyle birçok olumlu paylaşım yanında sorgucular da........

© Birgün