Vergi politikası sınıfsaldır
Ekonomi, sanılanın aksine rakamların, istatistiklerin ve grafiklerin soğuk dünyasından ibaret teknik bir alan değildir. Ekonomi bir tercihler bütünüdür. Bir bölüşüm kavgasıdır. En nihayetinde tarafların belirlendiği siyasal sahadır. Kimin cebinde yangın çıktığına, kimin limanında serinlik sürdüğüne bakarak bir ülkenin nasıl yönetildiğini anlarsınız. Vergi politikası ise bu tablonun en berrak aynasıdır: Vergi sistemi, bir iktidarın kimin safında durduğunu ele verir.
Bugün yaşadığımız tabloyu bir düşünün. Orta Doğu bir kez daha ateş çemberine dönmüş durumda. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla sarsılan küresel piyasalarda petrol fiyatları anında reaksiyon gösterdi. Brent petrolün varil fiyatı 82 dolar bandına dayanınca, Türkiye’de milyonlarca insanın gözü kulağı haklı olarak akaryakıt pompasına çevrildi. Çünkü bu ülkede mazotun fiyatı sadece bir depo dolumu demek değildir; ekmektir, nakliyedir, pazardaki domatesin fiyatıdır. Peki, iktidar ne yaptı? Günlerce "çalışıyoruz", "seçenekleri değerlendiriyoruz" diyerek kamuoyunu oyaladı. Sanki bütçede büyük bir delik açılacakmış gibi bir "kıvranma" hali sergilendi. Nihayet çarşamba gecesi Resmi Gazete’de bir karar yayınlandı: Eşel-mobil sistemi yarım yamalak devreye alındı. Karara göre, uluslararası piyasalardan kaynaklanan fiyat artışlarının yüzde 75’i ÖTV’den karşılanacak, yüzde 25’i ise doğrudan pompa fiyatlarına, yani halkın sırtına yansıtılacak.
Burada sergilenen o "hassas terazi" oyununa dikkat edin. Vatandaşın depo kapağı her açıldığında "bütçe disiplini bozuluyor" diye elleri titreyen ekonomi yönetimi, halkın nefes alması için yapılacak her kuruşluk indirimde adeta bir "fedakârlık kahramanı" pozu takınıyor. Oysa aynı........
