Şûle Demirezen’le “Dayım Yılmaz Güney”
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
1990 Zonguldak maden grevi ve 1991 Ocak ayında madencilerle birlikte ayağa kalkan Zonguldak şehrinin Ankara’ya yürüyüşü, unutulmaz fotoğraflarla ülkenin hafızasına kazınmıştır. O günlerin Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Birol Üzmez’in sarsıcı siyah-beyaz fotoğrafları hala gözümün önünde. Birol şimdi İzmir Kemeraltı’nda, eski plak tutkunlarının, kaset meraklılarının ve kolleksiyoncuların uğrak yeri olan ufacık 45’lik Plak Evi’ni işletiyor. Geçtiğimiz aylarda beni Şûle Demirezen’le tanıştıran sevgili Birol’a, bu söyleşiye vesile olduğu için sonsuz teşekkür ediyorum.
Şûle’yle konuşmalarım, dünya kadar hazırlığa karşın bir türlü gerçekleştiremediği “Dayım Yılmaz Güney” adlı müzikli biyografisi üzerine oldu. Kuşkusuz, sahne için hazırlanmış bir eseri konuşmak ya da okumak ile onu gerçekten sahnede izlemek birbirinden çok farklı şeyler, ancak çok kısa olsa da ön tanıtım videosunu seyrettiğim için, telefonla konuşmamızda da eseri okurken de Şûle hep gözümün önünde, sahnedeydi.
Şûle, Dayım Yılmaz Güney projesi gündeme gelene dek ailecek Yılmaz Dayısı'yla ilgili röportaj olsun, film, tiyatro, festival, şiir günleri ya da belgesel olsun, bu anlamda türlü nedenlerle yapılan tekliflere hiçbir zaman olumlu bakmadığını söylüyor. “Yıllardır bizim evin önüne gazeteciler bu tür taleplerle geldiklerinde makinelerini, kameralarını dışarıda bırakmalarını rica eder, evimize davet ederdik. Kendilerine çay-kahve ikramımızı yapıp, kibarca geri çevirip göndermişizdir.” Bu hep böyle olduğu halde, şeytanın bacağını kıran Murat Kaya’dır. Murat’ın önerisi, Şûle’nin dayısının çocukluğundan itibaren birebir bildiği yaşamı ve özellikle şahit olduğu, dayısının Yılmaz Güney olma yolculuğundaki öykülerle süslenmiş bir anlatıdır. Plana göre, Murat’ın kendisi de gösteri boyunca şarkıları, türküleri ve nefesleri seslendirecektir. Şûle konuyu Fatoş yengesine, Yılmaz dayısının iki çocuğuna, annesi Leyla’ya ve kardeşlerine açar. Herkes konuya çok sıcak bakar.
Tiyatro sanatçısı Şûle Demirezen ve müzisyen Murat Kaya
Yılmaz Güney’in hayatı deyince Şûle, “Güllü Anne olmadan olmaz,” diyor. Güllü Anne, Şûle’nin anneannesi, birlikte yaşadıkları için ona da anne demişler: Ne nene, ne nine, ne de anneanne.
Güllü Anne’nin asıl adı Nafiye; Cibran aşiretinden bir Kürt kızı. Aşiret, 1914-1915 Rus Harbi sırasında Muş’tan Siverek’e göç ediyor; salgın hastalık baş gösterdiği için, hasta çocukları bırakıp sağlıklı çocukları yanlarına almaları yönünde kadınlara duyurular yapılıyor. Güllü Anne, halasının hasta iki öz çocuğunu bırakıp, kardeşinin çocuklarını kucaklayarak ilerlediğine tanıklık eder. Göç kervanı, Siverek yakınlarında bir köyde mola verir.
“Güllü Annem’in hikayesi, henüz çocukken ailesinden kopmasıyla başlamış. Mola verildiğinde, köy meydanında yedi sekiz yaşlarındaki Nafiye’nin eteğine leblebi, kuru üzüm koyarlar ki, yesin, oyalansın, bir yere gitmesin diye. Nafiye farkında olmadan uzaklaşmış, geri döndüğünde........© Birgün
