Barışın nefesi
Türk Toraks Derneği (TTD) Savunuculuk Komitesi, 1 Eylül 2025 tarihinde Uluslararası Barış Günü kapsamında Barış ve Akciğer Sağlığı başlıklı bir toplantı düzenledi. Bu toplantının ardından Komite, hekimliğin temel etik ilkeleri doğrultusunda; barışın, yaşam hakkının ve sağlığın birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayan bir Barış ve Sağlık Bildirgesi yayınladı. Söz konusu bildirge, derneğin bilimsel yayın organı Thoracic Research and Practice dergisinin Ocak 2026 sayısında, “Turkish Thoracic Society Declaration on Peace and Health: The Importance of Breathing in a World Without War” başlığıyla duruş beyanı olarak yayımlandı.
BARIŞ OLMADAN SAĞLIK OLMAZ
TTD’nin Barış ve Sağlık Bildirgesi, barış ile sağlık arasındaki ilişkiyi yalnızca etik bir ilke olarak değil, aynı zamanda bilimsel ve toplumsal bir zorunluluk olarak ele alması bakımından önemli bir perspektif sunmaktadır. Bildirge, barışın halk sağlığının korunması için vazgeçilmez bir ön koşul olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Gerçekten de savaş ve silahlı çatışmalar, yalnızca doğrudan yaralanma ve ölümle sonuçlanan olaylar değildir; aynı zamanda sağlık sistemlerinin çökmesine, çevresel tahribata, göçlere, yoksulluğa ve uzun süreli toplumsal travmalara yol açarak, toplumların sağlık düzeyini kalıcı biçimde etkiler. Bu nedenle barış politikalarının halk sağlığı stratejileriyle bütünleştirilmesi gerektiğine ilişkin vurgu, sağlık alanında giderek daha fazla kabul gören barış olmadan sağlık olmaz yaklaşımının güçlü bir ifadesidir.
“TTD, barışın, halk sağlığı için temel koşul olduğunu kabul eder. TTD, yaşam hakkı, toplumsal refah üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle barış politikalarının halk sağlığı stratejileriyle birlikte yürütülmesini savunur.”
Bildirgenin özellikle akciğer sağlığına dikkat çekmesi, göğüs hastalıkları alanında çalışan bir meslek örgütü açısından son derece anlamlıdır. Savaş ortamlarında ortaya çıkan patlamalar, kimyasal maddeler, yoğun toz ve hava kirliliği gibi faktörler, solunum sistemi üzerinde ciddi ve kalıcı etkiler yaratmaktadır. Aynı şekilde savaşın yol açtığı psikolojik travmalar da solunum sağlığı üzerinde dolaylı fakat güçlü etkiler doğurabilmektedir. Bu nedenle savaşın sağlık üzerindeki etkilerinin tıp eğitimine eklenmesi çağrısı, yalnızca akademik bir öneri değil, aynı zamanda sağlık profesyonellerinin toplumsal sorumluluğunu güçlendirmeye yönelik önemli bir adımdır.
Bildirge aynı zamanda, sağlık alanında çalışanların yalnızca tedavi edici rolüyle sınırlı olmayan bir toplumsal sorumluluğa sahip olduklarını hatırlatmaktadır. Hekimler ve sağlık çalışanları, toplumdaki sağlık tehditlerini tanımlamak ve bu tehditlere karşı uyarıda bulunmakla yükümlüdür. Bu bağlamda savaşın sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekmek ve barışı savunmak, sağlık mesleklerinin etik ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Bildirgede araştırma faaliyetlerinin teşvik edilmesi ve savaş deneyimlerinden elde edilen klinik gözlemlerin eğitim materyali olarak kullanılması önerisi de barış savunusunun bilimsel bilgi üretimiyle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir.
Bildirgenin son olarak yaşam hakkının dokunulmazlığına yaptığı vurgu, sağlık alanındaki etik ilkeler ile insan hakları perspektifinin birleştiği noktayı temsil etmektedir. Sağlıklı bir yaşam hakkının korunması, yalnızca sağlık hizmetlerinin sunulmasıyla değil, aynı zamanda insanların güvenli, barışçıl ve sürdürülebilir bir çevrede yaşayabilmesiyle mümkündür. Türk Toraks Derneği’nin barışı bir halk sağlığı meselesi olarak ele alması, sağlık alanındaki meslek örgütlerinin toplumsal sorumluluğunu genişleten ve diğer bilimsel kurumlar için de önemli bir örnek oluşturan bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.
“İnsanların yaşama hakları ellerinden alınamaz, bu nedenle Türk Toraks Derneği olarak Gazze başta olmak üzere her türlü soykırımın karşısında olduğumuzu ve insanların sağlıklı yaşam haklarını korumak için çalışmalarımızı arttırarak devam edeceğimizi bildiririz.”
SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR
TTD’nin bildirgesi, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin 24 Ocak 2018’de yayınladığı, “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” başlıklı bildiriyi hatırlattı. Bildiride savaşın doğaya ve insana zarar verdiği, fiziksel, ruhsal, sosyal ve çevresel açıdan onarılmaz sonuçlar doğurduğu vurgulanarak; hekimlerin yaşamı savunma ve barıştan yana olma sorumluluğu hatırlatılıyordu.
İçişleri Bakanlığı’nın suç duyurusuyla soruşturma başlatılmış; TTB yöneticileri ifade vermeye hazır olduklarını bildirdikleri halde, 30 Ocak sabahı farklı şehirlerdeki evlerine baskın yapılarak 11 Merkez Konseyi üyesi gözaltına alınmış ve Ankara’ya götürülmüşlerdi. İfadelerin yedi günlük yasal sürenin son gününde alınması, bu uygulamanın iktidara muhalif kesimlere yönelik bir gözdağı olduğunu belli ediyordu.
Gözaltı süreci ve sonrasında TTB yöneticileri ile aileleri için ağır bir psikolojik ve fiziksel baskı dönemi yaşanmış; bazı üyeler hakkında üniversiteleri ve Sağlık Bakanlığı tarafından soruşturmalar açılmış, bazı sözleşmeler feshedilmişti. Buna karşılık Dünya Tabipler Birliği ve Avrupa Daimi Hekimler Komitesi başta olmak üzere birçok uluslararası kurum TTB’ye destek vermişti. Uzun süren yargı sürecinde TTB yöneticilerine toplamda 20 ay hapis cezası verildi; ancak kararın taşındığı istinaf mahkemesi, dört yılı aşan yargılama sonunda, tüm suçlamalar yönünden beraat kararı verdi.
Bu beraat kararı aslında TTB’nin dile getirdiği savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu görüşünün hukuki olarak da teyit edilmesi anlamını taşıyordu.
“Yaşatmaya ant içmiş bir mesleğin mensupları olarak, yaşamı savunmanın, barış iklimine sahip çıkmanın birincil görevimiz olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz.
Savaşla baş etmenin yolu, adil, demokratik, eşitlikçi, özgür ve barışçıl bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmaktır.
Savaşa hayır, barış hemen şimdi!”
Hekimler bir yandan savaşın ve şiddetin yol açtığı yaralanma, hastalık, çevresel yıkım ve psikolojik travma gibi sağlık etkilerine tanıklık ederek bunları bilimsel olarak ortaya koymak ve toplum ile karar vericileri uyarmak, diğer yandan çatışma koşullarında dahi ayrım gözetmeksizin tüm hastalara bakım sağlayarak sağlık hizmetlerinin sürekliliğini korumak zorundadır. Bunun yanında tıbbın etik ilkeleri gereği barışı, insan haklarını ve sağlıklı yaşam koşullarını savunmak, savaşın sağlık üzerindeki yıkıcı sonuçlarına dikkat çekmek ve barışçıl politikaların geliştirilmesini desteklemek de hekimlerin önemli bir toplumsal sorumluluğudur.
Hekimlik yalnızca bir meslek değil, insan hayatına karşı verilmiş bir sözdür!
