Yol korkusu
Alice Glaser’ın 1961’de yayımladığı, The Tunnel Ahead adlı hoş bir anti-ütopik öykü var. 2106 yılında, aşırı kalabalık bir dünyada geçen anlatıda, dört çocuklu -beşincisi de yolda!- bir ailenin hikayesine tanık oluruz. İnsanlar geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılan kutu gibi evlerde yaşamaktadır. ‘Kutu gibi’ tanımı artık benzetme olmaktan çıkmıştır, evler her açıdan çok küçüktür. Örneğin boyu 1.80 olan Tom, evde ayağa kalktığında başını eğerek yürümektedir.
Kentleşme öyle bir boyuttadır ki, her çocuğa ancak haftada bir saat yeşillik hakkı verilmektedir; çocukların çimenler üstünde ve bir ağacın yanında oynayarak geçirebileceği bir saat...
Aileler artık uzun kuyruklu kocaman arabalarla (Cadillac, Chevrolet vd.) değil, ‘Topolino’ adlı küçücük otomobillerle yolculuk yapmaktadır. Bu araçlar o kadar küçüktür ki, Tom dizlerini göğsüne çekerek oturmak zorundadır. Tom’un en büyük dertlerinden biri, ailenin en büyük çocuğu David’in -6 yaşında- boyunun uzamasıdır. Bu dünyada kimsenin gözüne batmadan, belli ölçüde fiziksel konfora sahip olarak yaşamak için kısa boy en büyük avantajdır.
Plajda geçirilmiş güzel bir hafta sonunun ardından kente dönmekte olan ailenin Topolino’su Tünel’e yaklaşmakta, bu yüzden arabada neredeyse somutlaşmış bir dehşet hissedilmektedir. Çünkü ailenin Tünel’den sağ çıkamama olasılığı vardır. Yasalara göre, Tünel’in giriş-çıkışı düzensiz aralıklarla haftada on kez kapatılmakta, o sırada Tünel’in içinde kalanlar (ortalama 700 araç, 3 bin kişi) siyanürlü gazla öldürülmektedir. İnsanlar ‘Ayrımcılık Yapmadan Nüfus Azaltma’ adı verilen bu yöntemden hem korkmakta, hem de bir adalet yanılsaması içinde bu nüfus kontrol........
