menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ya sıra dayağı ya direniş!

22 0
yesterday

En güzel halini Sırrı Süreyya Önder’in anlattığı fıkrayı anımsarsınız:

"Hepiniz bilirsiniz, bir yaygın meseldir: Bir Türk’ün bahçesine girmişler, bir Kürt, bir Ermeni ve bir Türk, erik hırhızlığı yapacaklar. Bahçe sahibi Türk gelmiş yapışmış önce Ermeni’nin yakasına, demiş ki, ‘Hadi bu Türk’le Kürt Müslüman, sen benim dinimden de değilsin, ne hakla eriğimi çalarsın?’ diye, Türk’le Kürdü din kardeşliği faslından bir yere ayırıp Ermeni’yi iyice bir hışlamış, bir kenara koymuş. Sonra Kürde yönelmiş, demiş ki ‘Hadi bu Türk. Ulan sen Türk bile değilsin! Ne hakla benim eriğimi çalarsın?’ Onu da hışlayıp bahçenin dışına atmış. Türk kenarda bekliyor. ‘Hiç utanmıyor musun’ demiş, ‘Bir Kürt Bir Ermeni’yle bir olup bizim bahçeye girip erik çalmaya?!’, onu da dövüp dışarı atmış. Sormuş Kürt, ‘Ya bu adam üçümüzü birden nasıl dövdü?’. Türk demiş ki, ‘Ermeni’yi dövdürtmeyecektik.’”

O gün Ermeni’yi dövdürttüler, şimdi koca ülke sıra dayağından geçiriliyor...

∗∗∗

Olayları hatırlayalım: Belgesel film yönetmeni Nejla Demirci, AKP’nin KHK terörüyle hayatları altüst edilmiş iki kişinin -Doktor Yasemin ve Engin Öğretmen- bu süreçte yaşadıklarına dair, Kanun Hükmü adlı çok güzel ve değerli bir film yaptı.

Çekimlerinden son kurgusuna dek yapımının her aşamasında resmi kurumların baskısına maruz kalan film, 2023’te Altın Portakal Film Festivali’nde sansürün en üst düzeyiyle karşılaştı; terörist ilan edilerek gösterim programından çıkarıldı, yasaklandı.

Bakanlar düzeyinde bir lanetleme yarışı başladı; Adaleti Katleden Parti’nin adalet bakanı, “Altın Portakal Film Festivali gibi geleneksel hale gelmiş bir festivalde terör örgütünün propagandasının yapılmasına kesinlikle müsaade edilemez!” buyururken, turizmci kültür bakanı da çıkıp olabilecek en akıl dışı açıklamalardan birini yaptı: “Böylesi önemli bir festivalde, sanatın gücü kullanılarak mağduriyet algısı üzerinden FETÖ terör örgütü propagandası yapılmasına vesile olunması son derece üzücüdür.”

Böylece, filmin sosyalist yönetmeni ve yaşadıkları sıkıntılı süreç anlatılan iki solcu karakter, sihirli bir şekilde hem terörist hem de FETÖcü oluverdiler!

∗∗∗

O günlerde beni en çok dehşete düşüren şeylerden biri, dönemin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanının bir basın toplantısında Kanun Hükmü’nden ‘malum film’ diye söz etmesiydi. Ana ‘muhalefet’ partili belediye başkanı, filmi izlememişti bile! Yani, adını bildirmeden kendisine izletseniz hangi film olduğunu bilemeyeceği bir çalışmayı, iktidarın ayak izlerinden giderek mahkûm ediyor, AKP’nin adaletsizlik ve hukuksuzlukla nam salmış adalet ve hukuk anlayışını sorgusuz sualsiz yeniden üretiyordu.

Bunun üzerine, olayla ilgili yazılarımda bu başkandan ‘malum başkan’ diye bahsetmeye başladım; belki kulağına gider, azıcık empati kurar da özür diler umuduyla:

“2024’te, izlemeye bile gerek görmeden yasakladığı film hakkında zerre kadar utanmadan ‘malum film’ diye konuşan, bu yüzden adı ‘malum başkan’a çıkan malum başkan, yeniden başkan seçildi. Festival tarihi yaklaşırken pek çok kişi bir pişmanlık, bir özeleştiri, bir özür beklentisine girdi.

Ama malum başkan tam da ‘çağının adamı’ydı; özür dilemek bir yana, neredeyse bu olayın asli mağduru olduğunu iddia edecekti.” (‘Malum sinemacılar’ mı olacaksınız?, BirGün, 14.10.2024)

∗∗∗

‘Malum başkan’ın, AKP’nin seçimde kaybettiği belediyeleri darbe usulleriyle geri alma operasyonları sırasında tutuklandığı duyunca, Nejla’ya şu mesajı göndermiştim: “Malum başkan da tutuklandı. Şimdi ‘O Kanun Hükmü’nü dövdürmeyecektik!’ diye dövünüp dursun artık...”

Mesajı gönderirken sevinmedim, “Oh olsun!” demedim, çünkü insanların değişebileceğine, faşizan zihniyet ve uygulamalara karşı topyekün bir mücadelenin gerekliliğini bir gün herkesin anlayacağına, ‘malum başkan’ın bir gün tekrar Muhittin Bey olabileceğine dair umutlarım ve hayallerim var. “Ayarını bozduğun kantar, gün gelir seni de tartar!” sözünün işaret ettiği gerçeği, azıcık aklı ve vicdanı olan herkesin görebileceğine inancım var.

Kantarın ayarını bozmak için özellikle uğraşmış olmasanız bile, eğer ayarı bozulurken itiraz etmemişseniz, bu bozulmaya direnenlerle kol kola girip kocaman bir “HAYIR!” dememişseniz, konjonktürel davranarak o Ermeni’yi dövdürtenlerdensiniz demektir, toplumun çekildiği sıra dayağında az da olsa payınız var demektir.

Lakin, enseyi karartmıyoruz: İnsan ölür, değişim olanağı ortadan kalkar; ama neyse ki toplumların yaşamı insanların yaşamı gibi dar sınırlarla kuşatılmış değildir. Değişir, değişir, sürekli değişir.


© Birgün