Çok pis işler...
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
“Saten alın beni, birazcık parayla saten alın beni!” Ursula K. LeGuin’in muhteşem ütopyası Mülksüzler’de (1974), baş karakter Shevek’in arkadaşlarından Tirin mülkiyetçilerle dalga geçerken böyle der. Tirin, ‘satın alma’nın ne olduğunu kavramsal düzeyde bilir ama yaşamı boyunca hiçbir şey satmadığı ve satın almadığı için, nasıl söyleneceğini bile bilmemektedir.
Burası Anarres; mülkiyetçiliğin tüm boyutlarıyla reddedildiği, doğadan edinilen ya da insanlar tarafından üretilen tüm nesnelerin sadece kullanım değerine sahip olduğu, ‘değişim değeri’ ve ‘meta fetişizmi’nin var olmadığı, tüm ürünlerin ÜDE (Üretim ve Dağıtım Eşgüdümü) adlı yurttaş kurumu tarafından hakça paylaştırıldığı, kadınla erkeğin hayatın her alanında koşulsuz bir eşitlik içinde yaşadığı anarko-komünist bir gezegen.
Bir de Urras var; Tirin’in dalga geçerken hedef aldığı, insanların ‘mülk sahipleri’ ve ‘mülkü olmayanlar’ diye ikiye ayrıldığı, mülkü olmayanların mülk sahiplerine hizmetle yükümlü olduğu, kadınların en ağır biçimde metalaştırılarak aşağılandığı, kayıtsız şartsız erkek-egemen bir ‘oligarşik kapitalist’ cehennem.
LeGuin’in romanında, Anarres’ten Urras’a giden fizikçi Shevek’in gözünden bu yaşam tarzlarının eleştirel tarihi anlatılır. Bereketli Urras’taki korkunç sınıfsal sömürü ve insani yabancılaşmaya karşı, kurak Anarres’te sefalete rağmen insanların insan olarak kalmayı başarmasının sırrını -elbette bürokratik diktatörlüğün potansiyel tehlikeleriyle birlikte- okuruz.
∗∗∗
2. Dünya Savaşı’ndan SSCB’nin yıkılışına kadar geçen yaklaşık 50 yıllık süreçte dünyanın kapitalist yarısından Sovyetler Birliği’ne yöneltilen eleştirilerin temel çıkış noktası, satın........
