Artık çobana bile gerek yok
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
1951 yılında Solomon Asch, bir avuç üniversite öğrencisine üç çizgi gösterdi ve hangisinin referans çizgiyle aynı uzunlukta olduğunu sordu. Cevap gözle görülür derecede barizdi; bir çocuk bile yanıtlardı. Ama odadaki “diğer katılımcılar” aslında deneyin gizli ajanlarıydı ve hep bir ağızdan yanlış cevabı söylediklerinde, gerçek deneklerin üçte biri kendi gözlerine değil, yabancılara güvenmeyi tercih etti. Yetmiş yıl sonra bugün o gizli ajanlara ihtiyacımız bile kalmadı. Onların işini bir “trend” etiketi, bir “en çok okunanlar” kutusu, bir “23 kişi bu ürünü şu an inceliyor” uyarısı görüyor. Sürü psikolojisi dijitalleşti, otomatikleşti, kişiselleştirildi ve en can alıcı kısmı, artık bizi kime benzettiğini bile bilmiyoruz. En azından Asch’in deneğinin odada bakabileceği bir yüz vardı.
SESSİZ ÇOBAN
Asch deneyinin can sıkıcı zarafeti şuydu: baskı görülebilirdi. Beş kişi karşınızda oturur, sırayla yanlış cevabı söyler, siz de terlemeye başlardınız. Bugünün algoritmik konformizminde bu sahne bile yok. Kimse karşınıza geçip “herkes bunu düşünüyor” demiyor; arayüz sizin adınıza zaten karar vermiş, size sadece sonucu gösteriyor. “Bunu okuyanlar şunu da okudu”, “en popüler yorum”, “gündemde” hepsi aynı deneyin dijital konfederatörleri, sadece artık maaş almıyorlar, siz onlara zaten veri sağlıyorsunuz.
2006’da Princeton’dan bir ekip, bu mekanizmayı laboratuvara taşıdı. On dört bin küsur katılımcıya bilinmeyen şarkılar dinlettiler; bir grup şarkıları sadece kalitesine göre değerlendirdi, diğer grup ise önceki dinleyicilerin indirme sayılarını da görebildi. Sonuç can sıkıcıydı: sosyal etki devreye girer girmez, başarı eşitsizliği ve öngörülemezlik birlikte patladı. En iyi şarkı bazen dibe vurdu, vasat bir........
