Yoksulluk bu kapitalist rejimin ürünüdür
Yoksulluk ülkemizde ne geçici bir kriz hâli ne de kötü yönetimin talihsiz bir sonucu; kuralları, araçları ve mağdurları olan bir kapitalist yönetme biçiminin ürünü. Geçici dalgalanmalarla, küresel kriz masallarıyla ya da istatistik oyunlarıyla açıklanamayacak kadar yakıcı, yaygın ve derin. Neoliberal yıkım sürecinin geldiği bu aşamada çalışan kesimlerin, emeklilerin sefalet endeksi zirve yapmış durumda. Emek gelirleri erirken hayat pahalılaşıyor, yaşamlarımız daralıyor. İşte bugün deneyimlediğimiz gerçeklik, AKP iktidarının neoliberal politikalarıyla kurduğu siyasal rejimin toplumsal sonucu. Yazının girişinde belirtmek gerekir ki; solun devrimci politik hattı ve düzen karşıtı odağı anti-emperyalizm, laiklik ve kamuculuk ilkeleriyle şekillenir.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi Kamu-Ar’ın “Açlık ve Yoksulluk Araştırması Ocak 2026” verileri bu tabloyu çıplak biçimde ortaya koyuyor. Araştırma diyor ki: “Gıda dışı harcamalar yalnızca bir ayda 2 bin 631 lira artarak 66 bin 889 liraya çıktı. Açlık sınırı ile gıda dışı harcamaların toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise aylık bazda 4 bin 61 lira yükseldi.”
Korkunç bir tablo! Bu artış, ücretli bir çalışanın ya da emeklinin maaşına eklenen zamla değil; cebinden sessizce eksilen hayatla ölçülüyor.
Üstelik bu bir anlık sıçrama değil. Türkiye’de gıda fiyatları 68 aydır kesintisiz artıyor. Market etiketleri sıkça, bazı ürünlerde neredeyse her hafta değişiyor. Halk; fahiş fiyatlar ve stokçulukla baş başa bırakılırken Ticaret........
