menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Laikliği yok sayan bir kurumun varoluş krizi

29 16
09.08.2025

1 Ağustos 2025 tarihinde Diyanet’e bağlı 90 bin camide okunan, “Hayâ Allah’ın Emri Fıtratın Gereği” başlıklı hutbede, “Bedeni açıkta bırakan elbiseler vücut hatlarını belli eden kıyafetler tarz ya da imaj değil, Allah’ın emirlerini ihlâl etmektir” denildi. Kadınların yaşam tarzına, giyim kuşamına açık bir saldırı yapıldı. Elbette, kadınlar bu saldırıya sessiz kalmadı. Diyanet’in fetvalarında ve hutbelerinde, dini daima kadına hâd çizme aracı olarak kullanması kınandı ve laiklik karşıtı bu uygulamalarla mücadele edileceği ifade edildi.

Bașkent Kadın Platformu ve EŞİK Platformu kurucularından akademisyen-yazar Berrin Sönmez 3 Ağustos 2025 tarihinde, “Ey Diyanet! Fe eyne tezhebun? Ey Diyanet! Bu Gidiş Nereye?” başlıklı bir yazı yazdı ve yazısında başörtüsünü çıkaracağını, siyasal iktidarın kadın bedeni üzerinden politika geliştirmesine karşı kişisel direnişini başlatacağını duyurdu. Berrin Sönmez’in başörtüsünü çıkarması, basit bir kıyafet değişikliğinden ibaret değil; patriyarkanın köklü kodlarına, teolojik vesayete ve devlet-din birlikteliğinin ürettiği toplumsal cinsiyet rejimine karşı içeriden yükseltilmiş sofistike bir eleştiridir. Bu eylem, bir kadın bedeninin kamusal alanda nasıl temsil edileceğine dair “söz hakkını” geri almaktır. Kaldı ki, uzun zamandır mesele örtünmek ya da açılmak değil; kutsallaştırılmış normlar eliyle kadının üzerine boca edilen ahlâk yükünü yerle bir etmektir.

Diyanet’ in 1 Ağustos 2025 tarihli hutbesi, dini daima kadına hâd çizme aracı olarak kullanmasının ve laiklik karşıtı bu düzeneğin en taze örneğidir. Kadın bedeni yine kamusal........

© Birgün