Küba’nın yeni bağımsızlık savaşı
Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin en belirgin alamet-i farikası, küresel ticareti pervasız bir şantaj aracına dönüştürmesi oldu. Göreve geldiği günden bu yana oturduğu her masadan gümrük vergisi tehdidiyle kalkan Trump yönetimi, 29 Ocak 2026’da imzaladığı son kararnameyle üçüncü ülkeleri hedef alarak bu süreci literatüre en geniş ölçekli ‘boğma harekâtı’ olarak geçecek bir boyuta taşıdı. Bu kez hedefte siyasi yönetimin ötesinde, halkın hayatta kalmasını sağlayan enerji erişimi ve yaşamın bütünü var.
Küba ile enerji ticareti yapan her devlet de ABD pazarından dışlanma tehdidiyle karşı karşıya kalmış durumda. Bu anlamda hamleyi aslında kağıt üzerinde olmayan ama sahada tüm dehşetiyle hissedilen gayriresmî bir savaş ilanı olarak görmek gerekir. Zira etkileri Küba’da mutfak masalarına ve hastane koridorlarına kadar uzanıyor. Birleşmiş Milletler yakıt akışının kesilmesinin ülkede insani durumun “çökmezse bile ağırlaşacak” noktasına sürüklenebileceği uyarısı yapıyor.
ABD’nin beklentisi, Küba halkını en temel yaşam ihtiyaçları üzerinden teslimiyete zorlamak ve içeride kaos yaratarak yönetimi devirmek. Bunun yanı sıra bölgenin tarihsel birliğini, dayanışmacı yaşam kültürünü ve sosyalizmin on yıllardır biriktirdiği değerleri yeryüzünden silme amacı taşıdığı da yadsınamaz. Başka bir deyişle Trump’ın yeni Monroe Doktrininin buradaki yansıması, Latin Amerika’nın bağımsızlık iradesini kırmayı ve bölgeyi yeniden emperyal bir tahakkümün uydusu haline getirmeyi hedefleyen bir sömürgeleştirme projesinden başka bir şey değil.
Dahası bu “boğma” stratejisinin tarihsel bir arka planı var. 1960 Mallory Memorandumu’nda da; “açlık, çaresizlik ve hükümetin devrilmesi”ni sağlamak amacıyla Küba’ya “para ve malzeme” akışını kesme hedefini açıkça belirtilmiştir. Bugün gümrük vergisi tehdidiyle yapılan, o çizginin küresel ticaret üzerinden güncellenmiş halidir.
Bu gümrük vergisi şantajının bölgedeki ilk testi Meksika’da görüldü. ABD’nin gümrük vergisi tehdidi, Meksika’nın Küba’ya yakıt sevkiyatını da baskı altına aldı: Sheinbaum yönetimi sevkiyatların bir dönem durduğunu, misilleme riskini gözeterek ‘çıkış yolu’ aradıklarını açıkladı. Buna rağmen Meksika, iki donanma gemisiyle 800 tonu aşkın gıda, süt tozu ve temel ihtiyaç malzemesini Havana’ya ulaştırarak ‘insani yardım koridoru’nu açık tutuyor; aynı anda da petrol akışını yeniden kurmak için diplomatik kanalları zorluyor.
“ÇÖKMÜŞ ÜLKE” SENARYOSU
Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte Latin Amerika politikasında maskeler tamamen düşerken, 3 Ocak’ta Karakas’ta Maduro’ya yönelik gerçekleştirilen saldırı, ABD’nin bölgeye dair asıl niyetini de ele vermişti. Maduro’nun kaçırılmasının ardından düzenlenen basın toplantısında Trump yönetimi, bu saldırıyı “narkoterörle mücadele” yalanıyla temellendirmeye çalışsa da, asıl hedefin bölgedeki tüm bağımsızlık odaklarını tasfiye etmek olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bu toplantıda Küba, “zaten çökmekte olan” bir ülke olarak resmedilerek, Washington’ın “yardım etme” bahanesiyle müdahale hazırlığında olduğu açıkça ilan edilmişti.
Öte yandan,........
