menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anlatılan bizim hikâyemiz değil! - 2

70 0
26.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Aslında 12 Eylül sonrasında yazılan romanların, diğer tarihsel-siyasal kırılma dönemleriyle kıyaslandığında hiç de az olmadığını belirten Türkeş, “Ancak edebiyatta derin izler bırakacak, en hiç değilse belleklerde yer edecek bir 12 Eylül Romanı külliyatından söz etmek zor” diyor. Yazar bu durumu, “neoliberal ekonomik politikaların yeni bir kültürel iklim yaratmasına” ve çok doğru şekilde, “solun değerlerinin dışlanmasına” bağlıyor. Türkeş, “Devrimci hareketin ezilmesinden sonra, solun itibar yitimine uğradığı sürecin ürünü olan romanlarda eleştiri konusu olan egemenler değil isyan edenlerdir” diyor. Türkeş bu kategoride gördüğü yazarlar olarak Orhan Pamuk, Ahmet Altan, Latife Tekin ve Attila İlhan’ı sayıyor. Küçük ama önemli bir itirazım var. Attila İlhan hariç, liste doğru. Yalçın Küçük’ün “Küfür Romanları” adını verdiği kitapların yazarları onlar. Hayat mahkum etti, biliriz. Listeye, “Bekle Dedim Gölgeye” kitabını yazan Ümit Kıvanç’ı koymak gerekir. Bu yazarlar öyle bir edebiyat ortamı yarattılar ki, neredeyse bütün devrimciler buruşuk ve hastalıklı tipler. Onlar zaten ne devrim yapabilirlerdi ne de iyi ve güzel başka bir şey. Daha cinsellik sorunlarını çözememiş, küçük örgütlerinde bile iktidar kavgasına tutuşan, birbirine bile şiddet uygulayan yırtıcı tiplerdir. Tarihsel ve toplumsal bağlamı olmayan, siyasal bir zemini ve ideolojik-felsefi bir arka planı bile bulunmayan, anlamsız bir kavga yürüten ruh hastalarıdır onlar. Sol böyle çizilince, okuyucuya hoyratça ve neredeyse “iyi ki 12 Eylül darbesi yapılmış, hayatımız kurtulmuş” duygusunu veriyor. Bunu aralarında açıkça........

© Birgün