Zini Gediği'ndeki Kartal
Surbahan'da, 8 Ağustos 1938 günüydü; köyünden, tarlasından, okulundan topladıkları, suçsuz/günahsız doksan yedi canı, saatlerce -aç susuz- yürüterek "yasak bölge"ye getirdiler. Aç, yorgun, telaşlı, korkulu, umutsuz kafile iki günlük bekleyişten sonra, Zini Gediği'nde kurşuna dizildi. En küçüğü lisede, en büyüğü bir ayağı çukurda, tam 97 can, kurda, kuşa, yılanlara yem oldu. Yıllarca bir mezar taşı ve kefene sahip olamadılar.
Bu bölgenin halkından sağ kalanlar -ırkçıların deyimiyle "kılıç artıkları"- sürgüne gönderildiler. Bu yüzden nüfustaki doğum hanesinde "Balıkesir-Sındırgı" yazar. 1947’de, "memnu mıntıka" kararının kaldırılmasıyla birlikte ancak köylerine dönebilirler. Ama ortada artık bir köy yoktur; yanmış, yıkılmış, tarlaları bozulmuş, ekinleri yakılmış bir yıkıntı vardır. Ama insan bu, hem yıkar, hem yapar. O -ötekilere inat- hep "yapanlar"dan olacaktır; hem de bütün ömrü boyunca.
Uzun boyu, heybetli cüssesi, başarılı öğrenciliğiyle, Erzincan Askerî Lisesi’ne girer. Harp Okulu’ndaki askeri törenlerde sancağı taşıyan isimlerdendir. Bir gece, rutin aramalar sırasında yatakhanedeki dolabında "Ehlibeyt" dergisi bulunur. İlk soruşturmasını bu yüzden geçirir. Soruşturma sonunda aklanırsa da, bu olay -okulunu bir yıl geç bitirmesine-, 1966'da mezun olmasına........
