menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Enine boyuna 10 maddede fon krizi

80 0
22.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

2008 Küresel Finansal Krizi’nde finans madrabazı Bernie Madoff kendine güvenen yatırımcıları 65 milyar dolar zarara uğratmak cürmünden 150 yıl hapse mahkum olmuştu.

Aralarında sinema yönetmenleri Steven Spielberg ve Pedro Almodovar, aktrist Zsa Zsa Gabor’un da bulunduğu ünlü-ünsüz ama tümü zengin mağdurlarının birikimleri bir anda buharlaşmıştı.

Bu güruh yıllarca Madoff’un dağıttığı dolar bazında ’leri aşan karlarla lükslerine lüks katmış, “değirmenin suyunun nereden geldiğini” hiç sorgulamamışlardı. Ne zaman ki bu karların fiktif olduğu, Madoff’un finans şemalarının altının kof çıktığı görüldü, gerçek kafalarına dank etti. Tüm bu kepazeliğin en veciz özetini yapmak onuru da “Hepsi bir yalandı!” cümlesiyle Madoff’un kendisine nasip oldu.

Bizde de 15 milyar TL’lik şirketi 87 kat artışla bir anda 1.3 trilyon TL’ye yükselen Destek Faktoring patronu Mehmet Kumova kendisinin de bu durumda bir anormallik sezdiğini ama söz konusu müthiş performansın “hoşuna gittiğini” söylüyor. Anormal bir durum olsa SPK bize bildirir diye düşünerek yola devam ettiğini öne sürüyor. (Nefes Gazetesi’nde Şehriban Kıraç’ın haberi 20 Eylül 2026).

Bu noktada spekülatif balonların ve finansal çöküşlerin tanrı buyruğu olmadığını, kuralsız kapitalizmin doğasından kaynaklandığını göstermek için en doğrusu, post-Keynesyen Hyman Minsky’e kulak vermek.

Minsky’e göre, “öfori” yani aşırı iyimserlik bazen bir manipülasyondan, bazen sistemin yapısal özelliklerinden ortaya çıktıktan sonra, güven gittikçe artar. Refah ve mutluluk beklentisi giderek kendini doğrulayan bir kehanet halini alır.

“Spekülatif finansman” yani eski borçları yenileme veya borç alma beklentisi yerini “Ponzi finansmanına”, diğer bir deyişle borcun ancak değerlenecek eldeki varlıkların satılarak bakiyenin kapatılması kof umuduna bırakır. Bir anlamda “ dönülmez akşamın ufkuna” gelinir ve aniden bomm diye balon patlar.

Bizde de tam bu aşamaların yaşandığı, fon düzenlemeleri hayata geçince artık bu çarkın dönmeyeceğinin anlaşılmasıyla “fon krizinin” patlak verdiği anlaşılıyor. İsterseniz bu noktada, oldukça detaylı ögeleri barındıran bu süreci 10 maddede özetlemeye çalışalım.

1- Ülkede kronik bir enflasyon sorunu yaşanıyor. Faizlerin yüksek düzeylerde tutulmasına, sözde dezenflasyon programı uygulanmasına rağmen bir türlü enflasyon 0’un altına indirilemiyor. Tasarrufların satın alma gücünü korumak için mutlaka “enflasyonu yenmek”, yani yatırımlardan çok yüksek getiriler sağlamak gerekiyor. Paradan para kazanma hırsını kamçılayan, zengin olup şatafatlı bir yaşam sürme özlemini kabartan psikolojik ve kültürel ortam da, bir an önce köşeyi dönmeyi arzulayan kişileri aşırı risk almaya yönlendiriyor.
 
2- Geçen haftadan bu yana finansal piyasalarda yaşanan türbülansın arka planını incelediğinizde, AKP rejiminde neredeyse alıştığımız ilişkiler ağı karşımıza çıkıyor. İktidarla girift ilişkileri olan portföy yönetim şirketleri, onların sorumsuz stratejilerini meşrulaştıran akademisyenler, iktidarı aklamaktan başka derdi bulunmayan medya mensupları, sade insanların aklını çelmek için kurgulanmış reklam kampanyaları… Ayrıca faiz kavramını kullanmadığı için özellikle muhafazakar kesim açısından cazibesi bulunan, konut ve araba finansmanında giderek ağırlığı artan “tasarruf finansman şirketleri” de bu çarkın içerisinde. Üzerine bir de aşırı getiri iştahıyla her türlü riski göze almaya teşne, yaptığı yatırımın altını-üstünü araştırmayan kitle yanında, “nasıl olsa satış anında benden safını bulurum sıyrılırım” beklentisiyle karambole dalan kaşar yatırımcıları da eklerseniz arzla-talep yüksek bir noktada buluşmuş oluyor. Tüm bunlara gerekli düzenlemeleri yapacak, denetimleri sürdürecek, bir sorun çıkması halinde ivedilikle önlemleri hayata geçirecek SPK, BİST başta gelmek üzere ilgili kamu kuruluşlarındaki liyakat sorununu, “döner kapı” mantığıyla finans sektörü ile düzenleyici kuruluşlar arasındaki geçişkenliği de ekleyince, kapıyı çalan krize fazla........

© Birgün