menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

10 maddede savaşın iki haftası

85 0
15.03.2026

Savaşın ikinci haftası geride kalırken, işler ABD ve Trump açısından pek yolunda gitmiyor. Çünkü İran rejiminin hemen yıkılacağı, kısa sürede mollaların teslim bayrağını çekeceği beklentisinin beyhude olduğu anlaşılıyor. Aksine, haftalar önce demokrasi ve özgürlükler talebiyle sokaklara dökülen kitleler evlerine çekilmiş, hatta köylerine dönmüş sessizliğe gömülmüş durumda. Buna karşın rejim yanlıları sokakları dolduruyor, tepelerine bomba yağdıranları lanetliyor. Bu mesnetsiz saldırı ülkenin demokrasi hareketini şimdilik sindirmiş izlenimi veriyor.

Her geçen gün savaşın insani ve ekonomik faturası kabarmaya devam ediyor. Yok eğer Trump’ın amacı Epstein dosyalarının konuşulmaması idiyse; unutulmasa da gerçekten bu konu gündemi daha az meşgul ediyor. Egosu şişkin bir figür olarak ağzını her açtığında dünya kamuoyunun ilgisini canlı tutmayı da başarıyor. Buna karşın savaşın gerekçeleri konusunda ne kendi yurttaşlarını ne de dünya halklarını ikna edebilmiş değil. Sanki, “Trump hep geri adım atar” sözünü tekzip etmek için her türlü vahşeti göze almış görünüyor.

İsterseniz şimdi 10 maddede savaşın farklı boyutlarını bir toparlamaya çalışalım.

1) ABD-İsrail iş birliğinin dünyanın en etkili askeri gücüne sahip olduğuna şüphe yok. Bu sayede İran gibi bir ülkede hedef milimetre sapmadan, istediğiniz kişiyi hedef alabilir, dini lider Hamaney ve ülkenin önde gelen yetkililerine suikastlar düzenleyebilirsiniz. Hasmınızın hava savunma sistemini felce uğratabilir, altyapısını ve stratejik tesislerini berhava edebilirsiniz. Ama bir eşiği geçtikten sonra karadan işgal gerçekleştiremediğiniz takdirde vereceğiniz zararların marjinal etkisi azalır. Zaten büyük hasara uğramış hasmınız can havliyle direnişini sürdürür. Süreç uzadıkça sizin için savaşın maliyeti artarken, karşınızdakinin mücadele azmi pekleşir. İsrail için amaç İran’a olabildiğince zarar vermek, bölgesel etkisini iyice zayıflatmak olduğu için onlar açısından misyon gerçekleşmiş sayılabilir. Ancak Trump cephesinden bu saldırının neden başlatıldığını, hangi noktaya varıldığını, bütçeye bunca yük getiren bir maliyete neden katlanıldığını anlatmak giderek zorlaşır.

2) İran görüldüğü kadarıyla savaşı olabildiğince geniş coğrafyalara yaymak, elden geldiğince ekonomik maliyetini artırmak şeklinde “yatay” bir savaş stratejisi izliyor. İsrail şehirlerine, en son bankalarına, ABD üslerine insansız hava araçlarıyla mukabelede bulunuyor. Onların önleme füzesi stoklarını eritmeye çalıştığı, belki de uzun dönemde daha büyük ve etkili füzelerini sona saklamayı planladığı düşünülüyor. Savaşın ABD’nin müttefiki zengin Körfez monarşilerine yayılması da onların tüm ekonomik planlarını yerle bir ediyor. Savaştan bir kazanç sağlamayacak, buna karşın kaybedecekleri çok fazla olan bu ülkelerin ABD’den savaşın bir an önce durmasını talep etmelerini bekliyor. İran’ın mesajlarına Gazze ve Lübnan’ı da dahil etmesi Körfez dahil bölge halklarında yankı buluyor. Yeni dini lider Müçteba Hamaney’in, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağı, saldırıların süreceği şeklindeki meydan okur tarzdaki konuşması da, yine vurguladığı; uluslararası bir çözüm gerçekleşmeden ve tazminat ödenmeden savaşın bitmeyeceği açıklaması da İran’ın kolay havlu atmayacağını gösterdi. Uluslararası garanti derken Rusya ve Çin’i devreye sokmayı amaçladığı, hükümranlığını onaylayan kalıcı bir ateşkes talep ettiği anlaşılıyor. Altyapısı harap olduğu için tazminat talep etmesi de anlaşılır. Çünkü barış sağlansa bile zaten kötü giden ekonomisini raya sokması artık imkansız. Cenevre’deki görüşmelerde nükleer silah geliştirme sevdasından vazgeçtiklerini beyan etmişlerdi. Bunun net bir biçimde teyit edilmesi, Trump’a zarardan dönme, sahte bir “zafer” ilan etme fırsatı tanıyabilir. Gelgelelim böyle bir senaryoyu İsrail’in sabote etmesi beklenmeli.

3) Savaşın bedelini tabii ki öncelikle İran........

© Birgün