Suça sürüklenen çocuklar ve adli yaklaşım
Türkiye peş peşe çocukların işlediği cinayetlere tanık olmaya başladı. İstanbul'da 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin aynı yaştaki başka bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmesinin ardından Ankara'da 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın yine 14 ve 17 yaşındaki 2 çocuğu bıçaklayarak öldürmesi olayıyla bir kez daha sarsıldı. Çocukların hem suç nesnesine hem de suç öznesine dönüştüğü ve son zamanlarda suça sürüklenen çocuk kavramı ile birlikte erişkin gibi cezalandırılmasına yönelik kamuoyu oluşturma çabalarının sıkça tartışılır olduğu bir süreçten geçiyoruz. Suça sürüklenen çocuklar… Cinayet işleyen çocuklar… Çeteleşen çocuklar… Akran zorbalığı yapan çocuklar… Uyuşturucu kaçakçılığı yapan çocuklar…
Çocuk kimdir, edebiyat ve sinemada suça sürüklenen çocukların öznel ve sosyal boyutu ile yani arka plan ile birlikte çocuk ceza adalet sisteminin gözden geçilmesinde büyük yarar var.
TUİK verilerine göre; güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre %9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu. Bu olaylarda çocukların 279 bin 620'si mağdur olarak 202 bin 785'i kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla yani suça sürüklenme sebebiyle, 96 bin 438'i bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 561'i kayıp olması sebebiyle, 8 bin 729'u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518'i ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı olmuştur.
Suça sürüklenen 202 bin 785 çocuğun @,4'üne yaralama, ,6'sına hırsızlık, %8,2'sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, %4,6'sına tehdit, %4,2'sine genel tehlike yaratan suçlar, &,0'ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar olduğu ortaya konulmuştur. Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 279 bin 620 çocuğun ise ,1'ini suç mağduru, ,8'ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu. Suç mağduru olarak gelen 240 bin 872 çocuğun U,3'ü yaralama, ,8'i cinsel suçlar, %9,5'i göçmen kaçakçılığı, %8,0'ı aile düzenine karşı suçlar, ,5'ine bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı mağdur olmuştur.
Charles Dickens’in Oliver Twist ve Mark Twain’in Tom Sawyer romanlarında yoksulluk içindeki çocukların hırsızlık ve otoriteyle çatışması üzerinden çocukların nasıl suç nesnesine dönüştüğü sosyal arka plan ile çok net anlatılır. Perulu ünlü yazar Mario Vargas Llosa’nın Kent ve Köpekler romanında ise Peru’nun başkenti Lima'da bir askeri kolejde zenginler, yoksullar, beyazlar, kızıl derililer, siyahlar, melezler, büyük ve küçük burjuva çocuklarının hepsi bir aradadır. Ve burada yaşananlar çocukların suç işlemelerinden daha çok Latin Amerika’nın sosyal arka planı gözler önüne serilir.
William Golding’in 1954 yılında yazdığı Sineklerin Tanrısı kitabı ise 3. Dünya savaşından korunması amacı ile uçakla bir adaya bırakılan çocukların zaman içerisinde iyilikten kötülüğe nasıl evrildiği, hayatta kalmak ve erk oluşturmak üzere nasıl bir düzen oluşturdukları çarpıcı şekilde anlatılır. Tam da kitap yayınlandığında İngiliz halkı tarafından tepki çekse de aynı dönemde iki çocuğunun masum bir çocuğu döverek öldürmesi nedeniyle bir anda ilgi odağı olarak konunun tartışılmasına neden olmuş.
Amerikalı yazar J.D. Salinger’ın, 1951 yılında yayımladığı tek romanı olan Çavdar Tarlasında Çocuklar’da 17 yaşındaki Holden'ın gözünden gençlerin aile, çevre ve eğitim sistemindeki sıkıntı, yalnızlık ve yabancılaşmasını barındıran bir sistem eleştirisi ortaya konuluyor. Yazarın gerçek bir yazar olma mücadelesiyle geçen gençlik yıllarını ve kendisine ağır bir travmaya yol açan 2. Dünya Savaşı sırasında cephede geçirdiği günler anlatılıyor. Sinemaya da uyarlanan eserde sistemin bireye “doğ, okula git, askere git, işe gir, evlen, çocuk yap, ev ve araba al ve öl” şeklinde biçtiği elbiseye isyan ve tam bir birey olma mücadelesi anlatılıyor.
François Truffaut'un 1959 yapımı "okul kırmak" anlamına gelen 400 Darbe filmi sinema sanatının başyapıtları arasında yer alıyor. Ödevini yapamadığı için ceza alma korkusu ile okuldan kaçan bir çocuk ve arkadaşı üzerinden, çocuk ve suç ilişkisi mevcut düzen ve toplumsal yapı eleştirisi ile ele alınıyor.
Türk edebiyatında Orhan Kemal’in Sokakların Çocuğu, Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler romanlarında çocuğun suça yönelmesinde parçalanmış aile, şiddete uğrama, suç işleme, hapishaneye düşme, bitkiler, hayvanlar ve insanlara kurşun sıkma ve kısır döngüye giren çocukların toplumsal sosyal kültürel kodlarla nasıl suç nesnesine dönüştükleri tarihsel dönemle birlikte anlatılır.
Hakan Günday’ın yazdığı 2013 yılında yayınlanan Daha romanında küçük bir sahil kasabasında yaşarken büyük şehirde okumayı hayal eden bir çocuğun insan kaçakçısı babasının zorlaması ve baskısıyla insanlara nasıl işkence yapan bir kişiliğe evrildiği anlatılır. Kitabı ilk okuduğumda şiddetin bir çocuğu nasıl bir canavara dönüştürdüğüne tanıklık ederken bu romanın filmi yapılamaz demiştim. Ancak 2017 yılında yönetmen Onur Saylak en az roman kadar başarılı bir filme imza attı. Türk romanları arasında suça sürüklenen çocukları işleyen Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı, Adalet Ağaoğlu’nun Üç Beş Kişi, Sevgi Soysal’ın Tante Rosa, Peyami Safa’nın Sözde Kızlar gibi eserleri yanında Kemalettin Tuğcu’nun pek çok eserini örnek gösterebiliriz.
Türk ve dünya edebiyatı ve sinemada daha çok sayıda eser var kuşkusuz. Belki bu konuda bir tez çalışması çok yararlı olacaktır. O zaman çocuk kimdir, suça sürüklenen çocuk kimdir? Ve bu çocuklar nasıl bir tıbbi ve adli değerlendirme sürecinden geçiyor? Bu soruların yanıtını bulmaya çalışalım.
Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşın altındaki her birey çocuktur ve sırf çocuk olmasında ileri gelen bir takım haklara sahiptir. Burada 18 yaş bir sınır getirmekle birlikte çocukluğun başlangıç kısmı açık bırakılmıştır. Sözleşmede çocukluğun başlangıcı doğum mu, rahme düşme anı mı yoksa ikisinin arasındaki bir süreç olup olmadığı konusunda belirsizlik bulunmaktadır. Belirli hakların edinilmesi veya koruyucu kimi önlemlerin kaldırılması için yaş belirlenmesi karmaşık bir konudur. Bu belirleme, oluşum halindeki kapasitelerine saygı gösterilmesi gereken, hakların öznesi olan çocuk ile Devlet’in çocuğa özel koruma sağlama yükümlülüğü arasında bir dengenin kurulmasına dayanmaktadır. Sonuçta Devletler kendi yasalarında yaşa göre düzenleme yaparlarken çocuğun yüksek yararı çerçevesinde Sözleşme’de yer alan ilkelere bağlı bir yaklaşım getirmek durumundadırlar.
Çocukluk dönemi, insanların doğumdan yetişkinliğe kadar geçirdiği psikososyal, sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel değişiklikler anlamına gelir.........
© Birgün
