Büyük resme nasıl bakmalı?
BirGün pazar ekine en son yazdığımda kendini nimetten sayan her fani yazar gibi izin istemiş, bitirmem gereken bir iki iş var, roman yazıyorum, şiirler de dürtüp duruyor, sen dergici değilsin, kitapçısın, öyleyse şu “Suskun Sustalı”yı bitir, “Gecenin Karanlığında” adlı romanını da yayıncıya teslim et, sonra dönersin yeniden gazetene, başka nereye döneceksin, demiş idim. İşte döndüm. Arada sırada karşınıza çıkarsam sıkılmazsınız diye umuyorum.
Ben yokken, daha doğrusu marifetmiş gibi kendimi kapatıp kapıyı pencereyi iyice rüzgara, ayaza karşı sıkıladığım zamanlarda neler olmuş eli yüzü düzgün bir özet alayım diye bir iki sözüne güvenilir, olup biteni abartmayan, küçümsemeyen tanıdığa başvurma gafletinde bulundum.
“Bir dokun bin ah işit” demişler, bin ne demek binlerce ah ile yıkıldım. Neyse kendime geldikten sonra arkadaşların yazdıklarını büyük bir dikkatle okudum. Nereden başlamalı diye kara kara düşünürken, sokağın köşesinde her zamanki yerinde mukim simitçi “benden başla abi” diye önüme çıkıp, yol gösterdi. “Satışlar düştü insanlar simit bile yiyemez haldeler” diye bilmiş bilmiş konuşunca, izin isteyip halkın nabzını daha iyi ölçmek için mahalle kahvesine girdim. Kesif bir sigara dumanı altında, okeycilerin şakırtısı bıraktığım gibiydi. Fark şurada ki, kahvenin müdavimleri taşları gürültüyle karıştırıp tahtalarına yerleştiriyor, fakat zinhar bir kelime bile çıkmıyordu ağızlarından. Gevezelerin şahı diye namı almış yürümüş Rüstem ustadan bile ses çıkmayınca bir gariplik olduğunu sezdim. Niye konuşmuyor bu insanlar ne oldu bunlara diye çaycı Necati’ye seslendim. O da parmağını ağzının üstüne yerleştirip sus işareti yaptı. Dışarıya gel anlatacağım diye yorumlanabilecek bir hareketle kapıyı gösterdi. Çıktım ben de ne yapayım. Halktaki bu derin sessizliği anlamaya çalışırken neyse ki büyük bir kalabalık caddeyi dolduruverdi. Ellerinde pankartlarla bağıra çağıra yürüyen genç insanların önüne eli silahlı başı külahlı birileri çıktı. Güvenlik kuvvetlerinin de “aman kimsenin başına bir iş gelmesin” diye araya girmesiyle caddenin öbür ucundan da iki toma anında gençlerin üstüne bu kurak zamanda su sıkmaya başlayınca, ben de yaşıma başıma bakmayıp kendimi yitirmişim, payıma düşen suyla bir güzel ıslandım.
***
İşte şimdi oldu, değişen bir şey yokmuş, pek bir şey olmamış ben buralarda yokken. Kalabalığın taşıdığı pankartlarda Silivri’de, Kandıra’da, Bakırköy’de, Edirne’de “elbet bir gün gelir biz de çıkarız, özgürlüğün sıkıntılı havasını içimize........
