menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran Savaşı sonrası enerji gerçeği: Nükleer geri dönüyor

49 0
01.04.2026

İran savaşıyla birlikte küresel enerji dengeleri bir kez daha sarsıldı. Bu şok yalnızca fiyat artışı ya da arz riski anlamına gelmiyor; Avrupa’nın son on yılda kurduğu enerji mimarisinin ne kadar kırılgan olduğunu da açığa çıkarıyor. Ve bu kırılganlık, nükleer enerjiyi yeniden tartışmanın merkezine taşıdı.

Avrupa enerji dönüşümünü iki temel varsayım üzerine kurdu: Yenilenebilirlerin hızla yaygınlaşacağı ve geçiş sürecinde doğal gazın sistemi dengeleyeceği. Rusya-Ukrayna savaşı bu modele ilk şoktu. İran savaşı ise ikinci ve daha karmaşık bir stres testi oldu. Hürmüz Boğazı’ndaki riskler ve LNG arzındaki kırılganlık, Avrupa’nın hâlâ dış enerjiye ne kadar bağımlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Sorun sadece arz güvenliği değil; maliyet ve öngörülebilirlik. Yenilenebilir kaynaklar hızla büyüyor ancak doğaları gereği kesintili. Rüzgârın esmediği, güneşin parlamadığı dönemlerde sistemi ayakta tutacak doğal gaz ise hem jeopolitik hem de fiyat oynaklığı yüksek. Bu nedenle nükleer enerji yeniden gündeme geliyor.

Bugün Avrupa’da tartışma “nükleer mi, yenilenebilir mi?” değil; bu ikisinin nasıl birlikte çalışacağı. Fransa gibi ülkeler zaten nükleer temelli ilerliyor. Daha dikkat çekici olan ise, geçmişte nükleer karşıtı pozisyon alan ülkelerde bile tonun değişmesi.

Bu dönüşümün merkezinde küçük modüler reaktörler, yani SMR’ler var. Ancak bu teknoloji etrafında oluşan anlatı çoğu zaman aşırı basit. SMR’ler “mobil” ya da “tak-çalıştır” çözümler değil. Modüler üretim sayesinde taşınabilirlik sağlansa da, kurulum hâlâ ciddi altyapı, güvenlik zonları ve güçlü bir düzenleyici kapasite gerektiriyor. Bu nedenle SMR’leri mobil cihazlar değil, daha esnek ölçeklenebilen nükleer santraller olarak doğru tanımlamak gerek.

Buna rağmen........

© Birgün