menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçmek, seçilmek; neden ve hangi Çağdaş Hekim

66 0
10.04.2026

Yirmi yıl öncesini anımsıyorum da bugün geldiğimiz noktada, Ankara Tabip Odası (ATO) yönetimi için üç listenin yarışacak olması, yarışmak isteyenlerin kitle halinde üye kaydetmiş olmaları hariç, çok istenmiş ve keyifle izlenilecek ya da yarışılacak bir süreç olmalı aslında. Ama öyle olmuyor.

Neden olmadığı hepinizce malum olan demokrasi kültürü noksanlığımızla ve elitizmle yakın ilişkili. Seçilmek isteyen hemen bir üstünlük ilişkisi kurup seçmene bir türlü güvenmiyor. Yalnızca neler yapmak istediğini, programını, seçilmek isteme nedenini tarafsızca orta yere bırakıp, kendi iradeleriyle seçmelerine razı olamıyor. Olgu algının, hakikat yaratılan yarım gerçeğin altında kalıveriyor. Ülke bunun acısını çok yaşadı ve yaşıyor zaten.

Pandemik zamanda “dezenformasyon” un nasıl ölümcül bir halk sağlığı sorunu olabileceğini yakından deneyimlemiştim. Zaten sağlık alanında söz sahibi kuruluşlar da pandemiden önce, dezenformasyonu bu yüzyıldaki olası bir pandeminin yanında “tehlikeli bir sağlık sorunu” olarak işaretlemişti.

Pandemide yaşamsal olan hakikatin peşinde başı kesik tavuk gibi sağa sola koşuştururken ağır saldırılardan da başımı alamıyordum. İki şey yapıyorlardı; birincisi çok değerli hocamız Çağatay Güler’in enine boyuna yazdığı “Saptırsaldır; ad hominem” diğeri de gerçeğin yalnızca bir bölümünü aktarmaktı.

Hocanın yazsından: “Saptırsaldır” Latince “ad hominem” teriminin karşılığıdır ve “bir kişinin savlarını çürütmek amacıyla onun kişiliğine, dünya görüşüne, inançlarına ve değerlerine saldırmak” anlamına gelmektedir.”

Gerçeğin bir bölümünü aktarmak ise yalandan daha korkunç çünkü çok daha inandırıcı. Seçilmek arzusu, yenmek dürtüsüne kolayca evrilebiliyor. Oysa bu hafta sonu, 12 Nisan tarihinde yapılacak ATO seçimlerinde ne yenmek zafer, ne de seçimi kaybetmek bir yenilgi.

Çünkü çok katmanlı ve iktidarın hoşlanmayacağı mücadelenin sorumluluğu ve bedeli ağır olabiliyor. Elbette, seçilmek isteyenin gayesi gerçekten böylesi bir “toplumcu hekimlik” mücadelesiyse.

Sağlık hakkını, hekimin haklarını ve değerlerini yalnızca savunmak değil, örgütlü bir mücadeleye dönüştürmek şart. Artık toplumsal bir krize dönüşen sağlığın sistemsel........

© Birgün