menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nadasa yatmak

25 0
yesterday

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Yaz rehaveti güzel şey, eğer durup bakabiliyorsak içimize. Yetişmesi gereken işler olmaksızın, bir dağ tepesinde ya da bir deniz kenarında… Bu yüzden “boş zaman” sözcüğü rahatsız etmiştir beni her zaman. Zamanın asıl ve değerli kısmı çalışmaya ayrılmış ve ondan geriye kalana “boş” denmiş. Kitap okumak “boş zaman” aktivitesi olmadı hiç benim için ya da yürüyüşe çıkmak, film izlemek. Boş yerine serbest demeyi tercih ederim. Ferahlatıcı bir çağrışımı olsa da tatil sözcüğü de bana bambaşka şeyler çağrıştırıyor; dinlenmenin takvime bağlanmış, satın alınmış, başı ve sonu belirlenmiş biçimi… Üstelik onun da iyi değerlendirilmesi, dolu dolu geçirilmesi, boşa harcanmaması gerekiyor. Biri durduğumuz zamanı değersizleştiriyor, öteki durmayı bir ödüle çeviriyor.

Oysa dinlenme bir zamanlar politik bir talepti. Paul Lafargue, 1880’de yayımladığı ‘Tembellik Hakkı’nda yalnız patronlara karşı çıkmıyordu; işçi sınıfının çalışmayı ahlaki bir erdem gibi içselleştirmesine saldırıyordu: “Kapitalist medeniyetin hüküm sürdüğü ülkelerde garip bir delilik işçi sınıfını ele geçirmiş durumda. Bu deliliğin adı emek aşkı.” Çalışmanın günde üç saatle sınırlandırılmasını istiyordu.

Yüz kırk yıl sonra o delilik ortadan kalkmadı; yalnızca biçim........

© Birgün