Elinin körü
Balıkçılar kahvesine ilk geldiğim zamanları hatırlıyorum. Cep telefonu, tablet, bilgisayar yoktu. Çantamda kitaplar ve defterim vardı. Cebimde de birkaç telefon jetonu. Kahvehane o zaman da aşağı yukarı aynıydı. Odun sobası, ocak, masalar… Balıkçılar doğal olarak şimdikine göre daha gençtiler, bazıları hâlâ hayattaydı. Artık herkesin cep telefonu var, benim çantamda da klavyeli bir tablet. Yine de değişen zamana direniyor burası, o ortaklık duygusu azalsa da devam ediyor.
Bu yüzden burada kendimi rahat hissediyorum. Kimsenin yargılayıcı davranmayacağını biliyorum. Herkes rahatça kendisi olabilir, başkalarına çok ters gelse de fikirlerini söyleyebilir. Winnicott’un bahsettiği iç ve dış dünya arasında geçiş alanına benziyor burası. Hem içerdeyim, hem de dışarıda.
Ama kahvehanenin dışındaki dünyada ise sadece eşyalar değil, insanların arasındaki mesafe de çok değişti. Eskiden hissedilen ortaklık duygusu, şimdi ya zayıfladı ya da geri çekildi. İnsanlar yan yana otursalar da sanki aynı yerde değiller. Bazen birbirlerinin yüzüne baksalar da o bakışın içinde hep şu soruyu görüyorum sanki:........
