menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Acının yeri

56 0
08.04.2026

Hüzünlü bir şarkı çalıyor radyoda. O an bu hüzün fazla geliyor, dışarıdaki bahar havasıyla tezatmış gibi. Zihnimin hüzünden kaçma çabası, tuhaf geliyor önce. Hatırlıyorum, üniversite yıllarında balıkçılar kahvesinin önündeki dalgakıranın kayalarına oturup arkadaşlarla şarkılar, şiirler söylerdik. Küçük İskender’in “De Gülüm” şiirini hatırlıyorum o günlerden: “De gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir / sevgi, bitmiştir güven! / güven bana gülüm!” Şarkıların, şiirlerin çoğu hüzünlü olurdu. Ama yine de eğlenirdik. Hüzün oradaydı, taşınabiliyordu. Şimdi aynı şarkı bir süre sonra fazla gelmeye başlıyor.

Kırılganlık, pek çok kişi için rahatsız edici. Eugenio Borgna’nın ‘Şu Bizim Kırılganlığımız’ kitabında yazdığı gibi, dünyada hâkim olan anlayış, kırılganlığı gereksiz, hastalıklı, anlamdan yoksun bir şey gibi algılıyor. Halbuki kırılganlıkta bir duyarlılık, bir incelik, dile getirilemeyene yakın durabilme hali var. Kırılganlık olmadan başkalarıyla o derin bağ da kolay kurulmaz. Ama bir yandan, hüznün taşınamamasıyla kırılganlığın kendisi arasında bir gerilim de var. Bazı duygulara yer açılmadıkça, onların baskısı da artıyor.

Geçenlerde ‘The........

© Birgün