menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mutlak butlanın asıl faturası!

42 0
previous day

Türkiye’nin yakın siyasal ve toplumsal tarihinin en derin hukuksuzluklarından ve keyfi operasyonlarından birini yaşıyoruz. Ana muhalefet partisi CHP’nin kurultayına dönük keyfi ve hukuksuz “mutlak butlan” kararı, bir parti içi mesele, bir yargı sorunu veya bir dernekler veya siyasi partiler hukuku tartışması değil. Oysa bu operasyon, yasal-teknik bir kılıfa büründürülmüş olsa da özünde siyasal ve iktisadi sonuçları olan, kapsamlı bir sivil darbedir. “Mutlak butlan”  operasyonu derin bir siyasi ve iktisadi operasyonun son hamlelerinden biri, bir rejim operasyonudur. Bu nedenle meseleyi, işbirlikçileri, piyonları ya da onların kişisel ihtirasları düzeyinde ele almak onun gerçek mahiyetini gözden kaçırmamıza yol açar.

Bu yazıda üç temel iddiayı savunacağım. Birincisi, mutlak butlan operasyonu bir hukuksuz ve bir ihanetin ötesinde, müesses nizamı sürdürmeye dönük derin bir siyasi rejim projesidir. İkincisi, bu operasyon başarılı olursa yalnızca bir parti değil, halkın demokratik yollarla hak arama ve ekonomik gidişatı değiştirme umudu da tıkanacaktır. Mutlak butlanın asıl faturası bu olacaktır. Üçüncüsü, bu süreçte asıl mesele toplumsal muhalefetin dayanışması, ortak duruşu ve direngenliğidir.

KİŞİSEL PATALOJİNİN ÖTESİNDE: OPERASYONUN MAHİYETİ

Operasyona sebep olanlara ve alet olanlara dönük öfke anlaşılır bir şeydir. Partili olsun olmasın milyonlarca yurttaşı yakın tarihlerde “hak-hukuk-adalet” diyerek harekete geçirmiş bir siyasi figürün sefaleti insani bir öfke yaratır ve ihanet olarak görülür. Ve ihanet öfke yaratır!

Ancak mesele, bu ihanet operasyonuna katılanların kişisel sefaleti ve trajedisinden ibaret değildir. Onlar birkaç yıl sonra, vazifelerini tamamladığında bir kenara atılacak, siyasetten silinecek ve meşum operasyonları ile anılacaklar. İhtirasın, kibrin ve güce tapınmanın ihaneti nasıl beslediği tıbbın, siyaset biliminin, edebiyatın ve sinemanın ibretlik konuları olmaya devam edecek. Defalarca seçim kaybetmiş, başarısızlığı tescillenmiş bir şahsın ve onu destekleyenlerin trajedisini çözümlemeyi bu alanların uzmanlarına bırakmak gerekir.

Yine de kişisel ihanet ve döneklik öykülerinin üzerinde durulması gereken bir yönü vardır: Halka rağmen ayakta kalmaya çalışan iktidarların her defasında istihdam edecek “aparat” bulabilmesi aslında bu rejimlerin asıl gücüdür. Muktedir mimariye bakıldığında aslında bir dönekler resmi geçidi görülecektir. Gücünü toplumsal meşruiyetten ve halk iradesinden değil, her daim devşirebildiği işbirlikçilerden alabilme kapasitesi, belki de üzerinde çok düşünülmesi gereken konudur. Edebiyat ve sanat bu meseleyi sık sık işlemiştir. Nâzım Hikmet yaklaşık yüz yıl önce partisindeki ihaneti meşhur “Provokatör” şiiriyle anlatmıştı. Siyasal ihanetin trajik figürleri Vahdettin’den Pétain’e, Marcus Brutus’tan Star Wars evreninin Darth Vader’ına kadar pek çok örnekte karşımıza çıkmaktadır. “Herkes yaşamı boyunca kendi heykelini yontar” derler. Bu işin kişisel patoloji yönüdür.

Kişisel tercihlerin ve ihanetin psikopatolojisini irdelemeyi işin ehline bırakıp asıl meseleye dönmek gerekir. Çünkü Türkiye en zor dönemlerinden birinden geçerken bu operasyonun içerden destekçilerinin hikâyesi sadece kişisel bir dram değildir. Onlar bir halkın, bir ülkenin umudunu ve geleceğini hedef alan bir komploya ortak oldular. Bu operasyon, miadını dolduran ve demokratik yollarla ayakta kalması güçleşen ve ilk seçimde değişmesi çok muhtemel bir iktidara ve düzene payanda olmaktır. Kısa vadede amaç, artık dikiş tutmayan bir siyasal düzene seçim kazandırmak gibi........

© Birgün