Emeklilikte prim ve faiz tuzağı!
En düşük emekli aylığı Hükümetin 20 bin lira dayatmasıyla yasalaştı. Hükümetin temel iddiası “kaynak yok, para yok, ekonomi zorda” şeklindeydi. Oysa bu iddia gerçek dışı; kaynak var. Hükümet mevcut kamu emeklilik sistemiyle daha yüksek aylık verilemeyeceğini savunuyor ve bu yüzden Tamamlayıcı Emeklilik Sistemini (TES) gündeme getiriyor.
Hükümetin “kaynak yok” iddiaları karşısında muhalefetten gelen eleştirilerin önemli bir bölümü hatalı ve tuzaklarla dolu. Bu hatalı yaklaşımların emekliler ve çalışanlar arasında da yaygınlaştığı görülüyor. Emekli aylığı tartışmalarında tuhaf hesaplara ve akıl yürütmelere rastlıyorum. Bunlar ödenen primlere dayalı aktüeryal hesaplar, yani biriken primlerin nemalandırılmasına dayalı akıl yürütmeler.
Önce İYİ Partili bir milletvekili tarafından ileri sürülen bu iddia, çok izlenen bir televizyon tartışma programında bir gazeteci tarafından tekrarlandı ve ardından yaygınlaştı. İddianın özü şu: “Emekliler çalışırken ödedikleri primleri faize yatırsalardı çok daha fazla aylık alırlardı”.
Dahası, sözünü ettiğim muhalefet milletvekili TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmada, “Bir işçi 20 yıl boyunca SGK’ya ödediği primi toplayıp bir bankaya birikimli faize yatırsa, ayda 48 bin TL alırdı. 20 yıl sonunda birikimi 27 milyon liraya ulaşırdı ve dört tane ev alırdı” dedi. Mesele kişisel bir polemik değil yaygın bir kanaat olduğu için milletvekili ve gazetecinin adlarını yazmayacağım. Bu kanaat çok yaygın. Düşük emekli aylıkları ve emekli olmak için gereken çalışma süresi nedeniyle emekliliğe ve sosyal güvenliğe olan inanç azalıyor.
Çalışanlara ve emeklilere hayal satmamak ve yanlış bilinci körüklememek lazım. “Çarpıcı muhalefet” yapmak adına hatalı ve yanlış varsayımları köpürtmek vahim sonuçlar doğurabilir. Bu hatalı değerlendirmeler yaygınlaştıkça geçmişte var olan “sosyal güvenlik ve SSK bilincinin” yerini, sosyal güvenlikten kaçış, bireysel kurtuluş ve çözüm eğilimleri alıyor. Bu hafta giderek yaygınlaşan bu tehlikeli eğilim üzerine yazacağım.
Prim ve aktüeryal hesaplamalara dayalı tartışmalar yanıltıcı ve hatalıdır. “Şu kadar prim ödedik bu kadar düşük aylık alıyoruz, primlerimiz uygun biçimde nemalandırılsın daha yüksek aylık alalım” veya “emekli primlerini bankaya yatırsaydı daha fazla para alırdır” türünden varsayımlar ciddi birer tuzaktır. Emekli aylığı bir siyasi lütuf değil çalışanlar elbette pirim ödüyor ama mesele bu kadar basit değil.
Sosyal güvenlik bireysel tasarruf ve yatırım hesabı değildir. Günümüzde sosyal güvenlik primleri nemalandırılmaz ve son olarak da dolaşıma sokulan getiri hesapları yanlıştır. Emekli aylığı günümüzde bir prim ve aktüeryal denge sorunu değildir. Kısaca İsa değil Musa, baston değil asa, Fırat değil Nil! Şimdi bunları tek tek ele alayım.
Emekli aylığı bir bireysel tasarruf ve birikim meselesi değildir. Meseleye böyle bakılırsa özel sigortacılık tuzağına düşülür. Tam tersine sosyal güvenlik sosyal, iktisadi ve fizyolojik risklere karşı tek başına baş etmesi imkansız olan toplumun ezici çoğunluğunun, kamusal bir dayanışma sistemiyle korunmasıdır.
İşsizlik, hastalık, yaşlılık ve maluliyet gibi riskler insanı gelirsiz ve güvencesiz bırakır ve yoksullaştırır. Kapitalist bir toplumda geleneksel toplumlardaki dayanışma ağları da çözüldüğü için bu risklerle baş etmenin yolu kamu harcamaları ve sosyal sigortalardır.
Ömür boyunca hiç ciddi bir hastalığa yakalanmayabilirsiniz; o nedenle sağlık harcamasına ihtiyaç duymazsınız. Ancak çalışırken veya emeklilikte ciddi bir hastalıkla yüz yüze kalabilirsiniz. İşte bununla bireysel tasarruf yoluyla baş etmek mümkün değildir. Burada kamusal sağlık ve sosyal sigortaların sağlık hizmetleri devreye girer.
Az sayıdaki insan ekonomik güçleri veya kişisel........
