Date
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Randevuya erken geldim. Her zaman oturduğum masaya yerleşip dışarıdaki manzarayı izlemeye başladım. Yemyeşil bir park, turkuaz rengi denizle buluşuyordu. Denizdeki yelkenciler, mavi gökyüzündeki kümülüs bulutları gibi manzarayı süslüyordu. Uçan kuşları, çimenlere kurulmuş bira içen çiftleri mutlulukla izledim.
“Beyefendi” dedi bir ses. Kafamı çevirdim, zoraki gülümsediğini hissettiren bir resepsiyonist. “Bu masa rezervasyonlu...” Çok garip bir söz duymuş gibi duraksadım. “Ama” dedim, “Burası benim hep geldiğim yer. Her zaman buraya otururum.” Resepsiyonist daha da zoraki bir gülümsemeyle “Masa tutulu efendim,” dedi. “Sizi böyle alalım.”
Date’im her an gelebilir diye tatsızlık çıksın istemedim. Ayağa kalkıp bana gösterilen yere oturdum. Burada da manzara vardı ama az önceki gibi değil, sadece kasvetli binalar görünüyordu. Sineye çektim ve apartmanlara bakmaya başladım. Güneş tam tepede olduğu için balkonlar boştu, pencerelerin tamamı perdelerle kapanmıştı. Az önceki resepsiyonistin, daha yetkili biri olduğunu düşündüğüm bir adamla bana doğru yaklaştıklarını göz ucuyla gördüm. Demek hatalarını anlamışlardı ve özür dilemeye geliyorlardı. Kim benim gibi bir müşteriyi üzmek ister ki?
“Beyefendi büyük bir yanlışlık yapılmış, sizden özür dilerim,” dedi adam. “Evet, öyle oldu” dedim kenarda mahcup mahcup duran resepsiyoniste bir bakış atarak. “Arkadaşımız sizi yanlış yönlendirmiş, maalesef bu masa da rezervasyonlu. Sizi şu orta kısımdaki masalardan birine alabiliriz, dilediğinizi seçin.”
∗∗∗
Beni orta masalara almak ha? Biraz sinirlendim ama sakin bir tonla kıpırdamadan karşılık verdim. “Bakın ben buraya hep gelirim ve hep pencere kenarına otururum. Beni tanımadınız galiba...” Ayaktaki ikili beni tanımalarına yardımcı olabilecekmiş gibi, aynı anda gözlerini kısarak bana baktılar. “Ben BirGün Gazetesi’nde yazarım. On yedi yıldır yazıyorum. Yayınlanmış bir düzine kitabım........
