Yeter Gültekin hayatını kaybetti
Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, bir süredir mücadele ettiği kanser hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti. 2 Temmuz 1993’teki Sivas Madımak Katliamı’nda eşini yitiren Gültekin, geçen 33 yıl boyunca yalnızca kişisel bir yasın değil, aynı zamanda toplumsal bir adalet arayışının da simge isimlerinden biri oldu.
Ölüm haberini, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat tarafından kamuoyuna duyurdu. Fırat, Yeter Gültekin’in Madımak Katliamı’nın unutulmaması, insanlık suçu olarak tanınması ve sorumluların hesap vermesi için yıllar boyunca kararlılıkla mücadele ettiğini vurguladı.
Henüz doğmamış çocuğunun babasını Madımak’ta kaybeden Yeter Gültekin, anma etkinliklerinde, dava süreçlerinde ve kamuoyuna yönelik çağrılarda aktif rol aldı. Katliamın cezasızlıkla anılmaması gerektiğini savundu; “adalet beklenmez, adalet aranır” sözleriyle hafızalara kazındı. Onun için Madımak, geçmişte kalmış bir trajedi değil, yüzleşilmesi gereken bir tarih ve sürdürülmesi gereken bir mücadeleydi.
Gültekin’in cenazesi, Almanya’nın Köln kentinde defnedilecek. Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Yeter Gültekin, sürgün, göç ve hafıza arasında geçen bir yaşamın tanıklığını da taşıyordu.
Yeter Gültekin’in 2017’de Berlin’deki Madımak Anması’nda yaptığı konuşma:
Bizi katledenler aynıdır! Katilleri cesaretlendirenler aynıdır!“Sivas’ın acısını yüreğinde hisseden,bugün buraya gelen canlar merhaba.24 yıllık bir yangındır bizim içimizde yanan. Ben Madımak Oteli’nde değildim 93’te. Ben Madımak’ta değildim.Ama Madımak, bizim içimizde yanmaya devam ediyor.Bugün Sivas’ta da, ülkenin başka yerlerinde de, dünyanın dört bir tarafında da Madımak yangını içinde yananlar sokağa döküldüler.Sadece Madımak için yürümüyoruz biz 24 yıldır. Biz 24 yıldır, bizim yaşadığımız acıları başkaları yaşamasın diye yürüyoruz.Bazıları bugün sosyal medyada, televizyonlarda, izlediğim kadarıyla dün de ‘Adalet bekliyoruz.’ diye yazıyor ya da konuşuyor. Adalet beklenmez arkadaşlar.Adalet aranır. Adalet sağlanır.Adaleti beklerseniz daha çok Madımaklar yanar. Daha çok gençlerimiz öldürülür.Zaten bekleyenler açısından yanmalar, öldürmeler devam etmekte.Biz de ancak kendi derdimizle uğraştığımız için ya da bizim yürümemiz, bizim — bizden kastım ötekileştirilen herkes; Berkin’in ailesi, Etem’in ailesi, Nuriye’nin ailesi, Semih’in ailesi ve diğer nice yargısız infazla öldürülmüş insanın ailesi — sadece bu mücadeleyi yürütürse adalet sağlanamaz.Biz Sivas’la ilgili hiçbir ayrıcalıklı durum yaratmak istemedik.Ama bir ayrıcalıklı durum var; bunun altını çizmekte yarar var. Kerbela’dan bugüne çokça katliamlar gördü Anadolu. Çok kan akıtıldı ve akıtılmaya devam ediyor.Ama Sivas, naklen yayınlanan ilk katliam arkadaşlar.Televizyonların, gazetelerin, tüm dünyanın gözü önünde, tüm insanların gözü önünde benim eşim, kardeşlerim, yoldaşlarım öldürülmedi sadece. Bizim geçmişimiz, pirimiz, Pir Sultan Abdal’ımız tekrar yakıldı. Yok edilmeye çalışıldı.Hasret’le o günkü günümüz, o kültürü devretmeye çalışanlarla Koray’la geleceğimiz yakıldı.Onun için bu anlamda ilktir.Bir anlamda daha ilktir.Onun için de hiç mütevazı olmayalım, söyleyelim bunu: İlk defa bir toplu katliam sonrası aileler hiç vazgeçmeden yakıldığımız yere gittik.Bu örgütlülük, o ısrardan ve kararlılıktan doğmuştur.Bunu kimseye bırakmayız.Bunun hakkı ailelere ve Alevi örgütlülüğüne teslim edilecek.Ne zaman biz 50 kişiyle yürürken dönüp bakmayanlar, bizim acımızı öteleyenler, 2008’de 50.000 kişi olduğumuzda kuyruğa girdiler konuşabilmek için, orada fotoğraf çektirebilmek için. Bunu niye anlatıyorum?Toplumsal gücü çok önemsiyorum. Ben tek başıma hiçbir şey yapamam ama biz hep birlikte bütün katliamların hesabını sorabiliriz.Biz hep birlikte adaleti sağlayabiliriz.Herkes önce kendisinden sorumlu; vicdanından sorumlu, belleğinden sorumlu.Onun için hep birlikte sadece Sivas’ı değil, Hrant’ın öldürülüşünü de unutmayacağız. Berkin’in öldürülüşünü de unutmayacağız.Ve sadece senede bir gün değil, her gün unutmayacağız ki bir daha kimse hesap sorulmadan öldürülebilmesin.Katiller elini kolunu sallayarak dolaşmasın.Kimse bizim acımız üzerinden nutuk atamasın.Mağdurmuş gibi bir şehri korumaya çalışmasın.Bir şehri diyorum; çünkü Sivas demeye dilim varmıyor.Doğduğumuz topraklarda yaşatmadılar bizi. Önce ekmeğimizi elimizden aldılar. Göçmek zorunda kaldık. Sonra altına girmeye çalıştığımız toprakları çok gördüler bize. Mezarlarımıza bile tahammülleri yok.Yakıldığımız yeri kamulaştırdık. Bu toplumsal örgütlülükle bunu sağladık. Madımak artık otel değil.Hepinizin dayanışmasıyla kebap salonunu da kaldırdık.Ama tabelaya ne yazdılar?Bilim ve Çocuk Kütüphanesi.Orada hangi çocuk, Sivas gibi bir şehirde, gidip Koray’ın ateşe verildiği yerde hangi masal kitabını okuyacak?Bu soruyu sormaya devam........
