menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Troçki'nin ölümünün 86. yılında: Büyükada'dan Meksika'ya cinayetler dönemi

68 0
23.08.2026

Lev Troçki, 21 Ağustos 1940’ta Meksika’nın Coyoacán kentinde öldü. Bir gün önce Stalinist bir ajanın saldırısıyla ağır yaralanmıştı. Suikast, Stalin yönetiminin Troçki’yi ortadan kaldırmaya yönelik yıllara yayılan operasyonunun son halkasıydı.

Troçki’nin İstanbul’a sürgünü, Sovyetler Birliği’nde muhalefete karşı kullanılan araçların giderek değiştiği ve parti içi mücadelenin cezai baskı ile fiziksel tasfiye biçimleri kazanmaya başladığı bir döneme denk düşüyordu.

I. Eşik: Büyükada, 1929

Troçki, Şubat 1929’da Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye sürüldü. Yaklaşık dört buçuk yıl İstanbul’da kaldı, bu sürenin büyük bölümünü Büyükada’da geçirdi.

İlk yılında Sovyetler’den evine bir konuk geldi. Jakob Blumkin, on bir yıl önce Alman Büyükelçisi Wilhelm von Mirbach’ı öldüren adamdı. Sol Sosyalist-Devrimcilerin bu eylemle Almanya’yla savaşın yeniden başlamasını sağlamayı umdukları biliniyordu. Blumkin bu suikasttan dolayı idama mahkûm edildiğinde, kendisiyle bireysel terör eylemlerinin yanlışlığı üzerine tartışmış olan Troçki, kararın geri alınmasında etkin rol oynamıştı. Blumkin daha sonra Bolşevik saflarına katıldı; İç Savaş yıllarında ve sonrasında Sovyetlerin askerî ve istihbarat aygıtında çeşitli görevlerde bulundu.

Blumkin, 1929’da Büyükada’dan Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra tutuklandı ve idam edildi. Blumkin vakası, Troçki’yle temasın başlı başına ölümcül sonuçlar doğurabilecek bir siyasi suçlama unsuruna dönüşmeye başladığının erken örneklerinden biriydi.

Parti teamüllerinin kendi üyelerine karşı baskı uygulanması bakımından aşınmasının daha erken örneklerinden biri ise Mayıs 1923’te Sultan-Galiyev’in tutuklanmasıydı. Troçki’nin aktardığı sahne şöyledir: Zinovyev ve Kamenev, 1926’da Stalin’le koptuktan sonra güvenilir bir yere birer mektup bırakırlar — “ansızın yok olursak, bilin ki bu Stalin’in elinin işidir” — ve Troçki’ye de aynısını yapmasını öğütlerler. “Sen,” der Kamenev, “Stalin’in senin argümanlarına nasıl karşılık vereceğini düşünmekle meşgul olduğunu sanıyorsun. Hiç de öyle değil. O, seni cezasını çekmeden nasıl ortadan kaldıracağını hesaplıyor.” Ardından bir eşiğe işaret eder: “1923’te Tatar Halk Komiserleri Konseyi’nin eski başkanı Sultan-Galiyev’in tutuklanmasını hatırlıyor musun? Bu, Stalin’in girişimiyle önde gelen bir parti üyesine yönelik ilk tutuklamaydı. Ne yazık ki Zinovyev’le ben buna rıza gösterdik. Stalin’in kanı ilk tadışı buydu.”

Troçki’nin aktarımında, bu eşiği belirleyen unsurun yalnızca ahlaki bir norm değil, aynı zamanda kuvvet dengesi olduğu da vurgulanır. Troçki, aynı dönemde Zinovyev’in de kendisine, Stalin’in “misillemeden — gençliğin terörist eylemlerinden — korkmasaydı, daha 1924’te işini bitirebileceğini”, bu nedenle “önce Muhalefet kadrolarını dağıtmakla başlamaya karar verdiğini ve seni öldürmeyi, bunu cezasız yapabileceğinden emin olacağı güne ertelediğini” söyler.

II. Rejimin karakteri

Troçki, Stalinist rejimi Bonapartist olarak nitelendirdi. Onun çözümlemesine göre Sovyet bürokrasisi yeni bir mülk sahibi sınıf değil, üretim araçlarının kolektif mülkiyeti üzerinde yükselen ayrıcalıklı ve asalak bir tabakaydı. Tam da bu nedenle konumu istikrarsızdı: Ne özel mülkiyete dayanarak kendini hukuken güvenceye alabiliyor  ne de işçi sınıfının demokratik denetimine razı olabiliyordu.

Ayrıcalıklarının kalıcı bir mülkiyet temeli olmadığı için bürokrasi, bunları ancak devlet aygıtı üzerindeki tekelini koruyarak güvence altına alabiliyordu. Bu durum, bürokrasinin konumunu çelişkili hâle getiriyordu. Troçki’ye göre bu çelişki, işçi sınıfı yeni bir devrimle iktidarı yeniden ele almadığı takdirde, bürokrasiyi uzun vadede ayrıcalıklarını mülkiyet ve miras ilişkileri içinde güvenceye alma eğilimine yöneltecekti. Yine Troçki’ye göre, bürokrasi toplumsal meşruiyetten yoksun olduğu için muhalefeti tartışmayla yenemez, onu ancak yok edebilirdi. Troçki’nin bu çözümlemesine göre terör, bir sapma ya da aşırılık değil, temelsiz bir ayrıcalık sisteminin varlık koşuluydu.

III. Suçun üretimi: Moskova, 1936-1938

Suçlamanın iç işlevi, Rogovin’e göre, kıtlığın failini bulmaktı. Kulakların tasfiyesinden sonra halkın çektiği yoksunlukları düşman sınıfların entrikalarıyla açıklamak imkânsız hâle gelmişti; zorunlu kolektifleştirmenin altı korkunç yılının (1928-1933) ardından “mutlu hayat” propagandası ile insanların gündelik deneyimi arasındaki uçurumun bir sorumlusu gerekiyordu. Suç şeması da bu ihtiyaca göre büyüdü: Birinci davada (Zinovyev-Kamenev) yalnızca “önderlere” yönelik terörden söz edildi, ikincisinde (Radek-Pyatakov) sabotaj, sanayi felaketleri ve demiryolu kazaları eklendi, üçüncüsünde (“Sağ-Troçkist Blok”) ise halkı doğrudan ilgilendiren alanlar hedef alındı — belediye ekonomisi, ticaret ve tüketim malları üretimi.

Sanıklar hayvanların kasten zehirlenmesini, gıda stoklarının çürütülmesini, tasarruf sandığı şubelerinin azaltılarak kuyruk yaratılmasını, hatta okul defteri sevkiyatının kesilmesini itiraf ettiler. Vışinski, İsaak........

© Bianet